bebek bakımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek bakımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2009 Pazar

Yenidoğan Bebeğiniz

Yenidoğan Bebeğinizİşte sonunda bebeğiniz evinizde !
Gerçi yenidoğanların uyumak, emmek , kaka ve çiş yapmak dışında fazla bir eylemleri yoktur ama yine de hayatınıza girmiş bu küçük "yaratık" anne babaları fazlasıyla etkiler.Tipik olarak yenidoğan oldukça sakin , hatta nerdeyse devamlı uyuma halindedir. Doğum eyleminin üzerlerinde yarattığı etkiden yavaş yavaş kurtulmakta, anne karnındaki hayatlarından tümüyle farklı yeni "dünyasına " alışmaya çalışmaktadır.Bu arada bebeğin anneye belirgin bir ilgisi vardır. Anne onunla konuşunca, kucağına alınca susar ve sakinleşir. Bazen annenin bu tür hareketlerine ses çıkararak cevap verir. Annenin yüzünü görünce tepki gösterir.Daha ilk günlerden, bebeğinizin bireysel özelliklerindeki değişiklikleri de fark edebilirsiniz. Ona dokunun, bebeklerin çoğu kucağa alınmaktan, okşanmaktan, öpülmekten çok hoşlanır. Dokunmak, bebeğinizle iletişim kurmanın en önemli aracıdır. Ona şarkılar söyleyin, onun yanında mırıldanın.
1 haftalık bebekBebeğiniz, yüzüstü yatarken kafasını kaldırabilir. Başını sağa sola çevirebilir.Emme, çiğneme gibi ilkel refleksleri belirgindir. Karnı tok, altı değiştirilmiş, ve banyo yapmış bebek, günün büyük bölümünü uykuda geçirir. Uyuma süreleri, 15-20 saat arasında değişir.Aşağıdakilere dikkat:-Emzirme ile ilgili kitaplar okuyun, -Süt miktar ve kalitesiyle sizin beslenmeniz arasında yakın ilişki vardır; diyetinizi buna göre ayarlayın. -Biberonla besleme tekniğini öğrenin, -Bebeğinizin kol ve bacaklarını rahatça hareket ettirebilmesi gerekir, kundak yapmayın, onu dış ortam sıcaklığına uygun giydirin. -Göbek kordonu bakımına dikkat edin, -Sırtüstü ve tam yüzüstü yatırmayın, tercihen sağ yan yatırın, -Bebeğinizin yenidoğan döneminde sünneti hakkında bir karara varın. -Gözlerinde, yüzünde, vücudunda sarılık hissederseniz, doktorunuzu arayın. -Özellikle kasıklarda şişlik -fıtık-, hayalarda şişlik , inmemiş testis varlığında, çocuk doktorunuzla, gerekirse de bir çocuk cerrahı ile görüşün. -Hastaneden taburcu olmadan yapılmamışsa, hepatit-b aşısını yaptırın.
2 haftalık bebek:Artık bebeğinizin kısa süreli de olsa uyumadan gözleri açık durduğu dönemler olduğunu fark edeceksiniz. Onunla ilişki için bu dönemlerden yararlanın.
Bir süre sonra bebeğinizin dünyasında annesinin yüzü önemli yer tutmaya başlar. Bilimsel çalışmalar, bebeklerin insan yüzünü diğer desen ve renklere tercih ettiğini göstermiştir. Yüzünüzü doğumdan itibaren ona yaklaştırın, onunla konuşun, bebeklerin 40-50 cm.den daha uzak nesneleri net olarak seçememesi nedeniyle fiziksel yakınlık çok önemlidir. Mümkün olduğunca onun net görebileceği 30-40 cm aralığında olun ve kimi hareketler yaparak onun sizi taklit etmesini sağlamaya çalışın. Örneğin, dilinizi çıkarın, kaşlarınızı kaldırın, hareketlerinizi taklit edemese bile, sizi izlediğini göreceksiniz. Bir süre sonra, bebeğiniz, anne sesini tanıdığı gibi, anne yüzü ve mimiklerini de tanır hale gelecektir.
İkincihafta sonunda çocuk doktorunu ziyaret etmenizde yarar var; özellikle;
sarılık tam olarak geçmemişse,
göbeği tam kurumamışsa,
beslenme düzenini tam oturtamamışsanız..
3 haftalık bebek :Yüksek kontrast renkli nesneler, yenidoğanların ve bebeklerin çok ilgisini çeker. Canlı renkli ve iri oyuncak, resim vb. maddelerle ilgisini çekmeye çalışın.
Kendi ayna görüntüleri de bebeklerin hoşuna gider, yatağının kenarına bazen sağlam, kırılmaz bir bebek aynası koyarsanız, bir süre sonra ne kadar çok ilgilendiğini ve hoşuna gittiğini göreceksiniz.
4 haftalık bebek:Bebekler doğumdan hemen sonra kıvrık ve gövdelerine doğru çekili olan kollarını ve bacaklarını yavaş yavaş uzatmaya başlarlar. 1. Ay sonu, bebeklerin kendi vücutlarını keşfe başlamalarının da zamanıdır. Bebeğinizin el ve ayak parmaklarıyla oyunlar oynayarak onu bu yönde cesaretlendirin.
Özellikle yarı oturur pozisyonda ve yüzüstü tutulduğunda, bebeğinizin başını kısa bir süre dik tutabildiğini göreceksiniz. Hatta yüzüstü pozisyonda bazen başını her iki yana çevirebilir bile.
Bebeğinizin yeniden muayenesi ve hepatit-b aşısının tekrarı zamanı.
5 Haftalık Bebek:Bebeğiniz, duygularını belirtmek için değişik sesler çıkarabilir. Kimi bebekler, bu dönemde erken bağrışmalar ve gülücüklere başlar.
Onu mutlaka cevaplayın, çıkardığı sesleri karşılıksız bırakmayın. Onunla yüz yüze “konuşun“. O anda yanında olmasanız bile ona seslenin. Uzaktan da olsa, sesinizi duymak hoşuna gidecektir.
Bakışlarınıza bugünlerde daha uzun süreli karşılık verecektir.
Bu dönemde gaz sancıları iyice kendini hissettirecektir. Doktorunuzla konuşun.
Bebeğinizi taşıma konusunu düşünün, kanguru tipi port bebeler, onunla aranızda daha yakın fiziksel temas sağlayacağı için tercih edilebilir.
6 Haftalık Bebek:Artık bebeğiniz gündüzleri daha uzun süre uyanık kalacaktır. Uyanık olduğu zamanı, onun duygusal gelişimini stimüle etmek için kullanmalısınız. Bebeğinize müzik dinletin, üzerindeki etkiyi hissedeceksiniz.
2.ayda, bebek daha karmaşık seslere,renklere ve şekillere ilgi duyacaktır. Oyuncak seçiminde bunu dikkate alın.
Her iki gözünü bir nesne üzerine fikse edebilir ve gözleri ile hareketli nesneleri izler. Gözlerinizi gözlerine dikerek, ona yaklaşıp uzaklaşarak oynayın onunla.
7 Haftalık Bebek:Bebeklerin yaklaşık yarısı, bu dönemde anne babayı tanır ve onlara yabancılardan farklı davranırlar. Bebeğiniz, sizin gülümsemelerinize gülerek karşılık verebilir, sizi gördüğünde gülücükler atabilir. Bu güne dek sizin ona gösterdiğiniz ilgi ve bakıma olan tepkisizliğinin sona ermesi, size attığı bir gülücük sizi ne kadar mutlu edecektir.
8 Haftalık Bebek:Şimdilerde, bebeğiniz artık kaldırıldığında başını sabit tutar. Yüzüstü yatarken başını kaldırır, ileri doğru itme hareketleri yapabilir. Kollarını ve bacaklarını sallar, ellerini birleştirip parmaklarını açabilir.
Eline bir oyuncak vererek tutmasını sağlamaya çalışın. Sizi dinlemek için, parmaklarını yada biberon emmeyi bırakabilir. Onunla iletişim için konuşun. Onun çıkardığı sesleri çıkarın, sizi sürekli duysun.
Kalabalık konuşma ve sohbet ortamlarında onu hep ortada merkezde- tutun. İnsan etkinleşiminin zenginliğini böylece daha iyi hissedecektir, kısa sürede değişik sesler çıkarmaya başlayacaktır.
2 Aylık Bebek:Artık bebeğiniz daha “canlı” dır.
Duyma, konuşma ve koku alma işlemlerinden sorumlu olan bebeğin temporal lobu yavaş yavaş devreye girer ve bebeğiniz sizi daha belirgin duymaya başlar. Size dönmeye ve sizinle konuşmaya çalışır.
Araştırmalar, bebeklerin 0-1 yaş arası duydukları sözcük sayısının onların entellektüel gelişimleri için önemli olduğunu göstermektedir.Bunu hiç unutmayın.
Bebeğinizin yatarak geçirdiği zamanın daha eğlenceli olması için ellerine oyuncak verin.
Aylık muayenede, ona bu ay karma, çocuk felci, Hib ve verem aşıları yapılacak.
3 Aylık Bebek:3 aylık bebek, artık sizin varlığınıza, sesinize, hatta yüz ifadenize kol ve bacak hareketleriyle karşılık verebilir. Artık bebeğiniz sürekli gördüğü insanları, yabancılardan yavaş yavaş ayırt etmeye başlayacaktır.
Kalabalık grup içinde yada yabancıların yanında bir alışma sürecine ihtiyacı olacaktır. Özellikle sizin kucağınızda iken diğer insanlarla ve büyük çocuklarla daha rahat korkusuz ilişki kurar,
Bebeğinizin ruhsal durumu çok değişkendir. Aynı dakikada, gülmeyi ağlamak izleyebilir. Dikkatinizi çekmek için elindeki nesneyi atar vurur, ağlar.
Eller ve ayaklarıyla uzun süre oynar.
Bir anda ses çıkarmamasından korkarak, yanına koşarsınız. El ve ayaklarıyla kendi kendisini eğlendirdiğini görürsünüz. İç rahatlığıyla gazete okumaya devam edebilirsiniz.
4 Aylık bebek:Artık bebeğinizin fizik gelişimi belirgin olarak hızlanmaktadır. Yüzüstü yatırdığınızda kol ve bacakları üzerinde gerilerek sırtını geriye doğru kaldırabilir. Sırtüstü yatırıldığındaysa, başını ve omuzlarını kaldıracaktır.
Sebep sonuç ilişkisini kurabildiği için, artık küçük oyunlar oynamaya başlayacaktır. Sizin almanızı görmek için elindeki nesneyi atar, düşüşünü izler.
Diş çıkarmaya başlayabilir, bunun yaratacağı ateş, huzursuzluk gibi sorunlarla karşılaşabilirsiniz. Ancak ülkemizde bebeklerin ortalama 6-7. ayda diş çıkardıklarını unutmayın, ufak tefek gecikmelerin fazla bir önemi yoktur. İkinci ayda yapılan aşıların -karma, çocuk felci ve Hib bu ay tekrarlanması gerekir, unutmayın!
5 Aylık bebek:Bebeğiniz artık oldukça sosyalleşmiştir. Bunu , başkalarıyla ilişkide belirgin olarak hissedebilirsiniz.
Kısa süreli oturabilir, ancak yine de yastıklarla destek oluşturmalısınız.
6 Aylık Bebek :Bebeğimiz şimdi “saklama” oyunlarında aktif yer almaya başlar. Sesinizde ton ve yükselip alçalmaları ayırdeder, sertçe söylenen sözlere karşı farklı tepki gösterir.
Üç boyutlu uzayda nesnelerin birbiriyle ilişkisini anlamaya başlar. Oyuncaklarını örneğin boyutlarına göre sınıflandırabilir. Aynada kendisini görmekten büyük zevk alır, o sırada siz arkasına geçerseniz, aynada sizi görür görmez arkasına dönerek size bakar, aynada olan görüntünüzün “siz” olmadığını bilir.
Bazı şeylerin ve kişilerin görünüp kaybolma türünden oyunlar onu çok eğlendirir. Örneğin bir örtü altına bir nesneyi saklayın, onu bulsun.
Artık ince motor hareketleri de yapar hale gelmektedir. Oyuncağı bir elinden diğerine geçirebilir. 2 kulplu bir kaptan yardımla içebilir.
Objeleri birbirine vurmaktan hoşlanır. Ellerini çırpar. Bir eliyle uzanarak, bir oyuncağı yakalayabilir.
- Ne kadar kızgın olursanız olun, sakın bebeğinize vurmayın!- Emekleme günleri yaklaşıyor, evinizi ona göre düzenleyin,- Doktorunuzla, onu hangi acil durumda aramanız gerektiği konusunu konuşun.
Bu ay yine aşılar var; karma, çocuk felci ve Hib ve hepatit-b'nin üçüncü tekrarı
7 Aylık Bebek:Bebeğiniz desteksiz oturabilir.
Emeklemeye başlayabilir, geri geri hareket edebilir. Bir şeye tutunarak ayakları üzerinde durabilir.
Bu andan itibaren, düşmeler ve çarpmalar başlar. Düşme ve çarpma, bir bebek için kaçınılmazdır, çok fazla kaygılanmayın. Sadece, evde önceden alınabilecek önlemleri düşünün ve alın.
Onunla konuşarak iletişimi arttırın, daha çok sözcük duymasını sağlayın.
8 Aylık Bebek :Doğumdan beri bebeğinize söylediğiniz binlerce sözcük artık etkisini göstermeye başlar.
Onun bazı kelimeleri anlamaya başladığını fark edebilirsiniz.
Bebeğiniz yürümenin hemen öncesindedir.
Tutunarak, emekleyerek, bir yerden bir yere gidebilir. İsteklerini net olarak belirtir. Oyuncağının elinden alınmasını tepki gösterir.
Bu dönemde bebekle seyahat çok zordur. Özellikle uzun yolculuk alıştığı rutin uygulamaların aksamasına yol açacağı için, onu rahatsız eder.
Bebeğiniz, size aşırı bağlılık duyup, anne-baba dışında kimseye yaklaşmak istemeyebilir.
Bu durum, özellikle yakın akrabaları, babaanne, anneanne ve dedeleri üzer.
9 Aylık Bebek :Onunla konuşurken, bir çok basit kelimeyi ve cümleciği, yeni sözcüklerle kullanın. Bazen onun gibi sesler çıkartsanız da, normal “erişkin dilini” de kullanın.
Sürekli onun çıkardığı seslerle ona karşılık vermeniz doğru değildir.
Kişilik özellikleri de yerleşmeye başlamıştır.
Karşılaştığı her insana gülebilir, yada tanımadığı insanlar karşısında utanarak yüzünü saklayabilir. Bazı sesleri taklit edebilir, kapıdan çıkan birine el sallayabilir, hoşlanmadığı durumda hoşnutsuzluğunu belirtir.
Daha önceleri onu etkilemeyen kapı zili vb. sesler onu korkutup ağlatabilir.
Onu sarılıp, öpün, rahatlatın.
Kızamık aşısını unutmayın
10-11-12 Aylık Bebekler :Artık ağızdan, sözcükler ve sözcük benzeri sesler dökülmeye başlar. Söylediği her şeyi anlamaya çalışın, onu yanıtlayın. Böylece onun sözlü iletişimi öğrenmesine yardım etmiş olacaksınız. Çok fazla konuşmasa bile, isteklerini, işaretle ve sesle belirtecektir.
Ona “hayır” dendiği zaman, “hayır” ın ne anlama geldiğini yavaş yavaş anlayacaktır.
Ancak “hayır”, seyrek olarak ve gerçekten onun için tehlike yaratacak durumlarda kararlıca kullanılmalıdır.
Bebeğiniz, siz olmadan hiç bir şey yapamadığı dönemi geride bıraktı. Her ne kadar bakım ve ilgi ihtiyacı devam etse de, tek başına yürüyebilir, kalkabilir.
Basit emirleri anlar ve uygular.”Bir öpücük ver!”, “bardağı ver” gibi. Kendi sözcük dağarcığı henüz birkaç kelimeyi geçmese de anladığı kelime ve cümle sayısı da çok arttırmıştır.
Dikkatini 2.5 dakika süreyle toplayabilir. İşaretlerle “kulağın nerede?” “burnun nerede?” gibi sorulara cevap verebilir.
Olabildiğince, nesneler ve isimlerini ona öğretmeye çalışın. Gösterdiğimiz ilgi, onun sözcük dağarcığını daha çabuk geliştirecektir.

Bebeğiniz ve Uyku

Bebeğiniz ve Uyku
Yenidoğanlar ve uyku
Doğum olayı sona erip, sıra hastaneden eve dönmeye geldi mi, anne-babaların çoğu bebeklerinin evde nasıl uyuyacağını merak etmeye başlarlar. Şunu bilmelisiniz ki, yenidoğanlar, kendilerini rahatsız edebilecek ses ve ışık uyaranlarını etkisiz kılacak bir doğal yetiye sahiptirler. Bu yetenek, kısa sürede alışkanlığa dönüşecektir.
Biz hekimler, bir takım basit testlerle, bebeklerin bu yeteneklerini tespit ederiz. Örneğin, uyuyan bebeğin gözlerine fenerle kuvvetli bir ışık tutulması onun bir takım hareketler yapmasına neden olur. Aynı ışığı, kısa aralıklarla bir kaç kez daha tutalım, dördüncü, beşinci seferde artık bebeğin ışığa hiç tepki göstermeyip mışıl mışıl uyuduğunu görürüz. Benzer test, bir minik çan kullanılarak bebeğin sese tepkisi sırasında da yapılabilir. Örnekteki bebek, uykusunu koruyacak bir takım doğal yollar geliştirmiştir.
Oysa kimi bebeklerin sinir sistemleri, muhtemelen doğum stresinin de etkisiyle henüz bu yeteneğe sahip değildir. Ses ve ışık, onları rahatsız eder ve kolayca uyanabilirler. Böylesi bebekler, tıpkı erken doğmuş bebekler gibi dış uyaranların olabildiğince azaltıldığı sessiz ve loş bir odada uyutulmalıdırlar.
Üç-dört haftalık bebek ve uyku
Bu dönemde bir bebeğin en önemli görevi, uyku hali, uyanıklık hali gibi değişik durumları kontrol yeteneği kazanmaktır. Bu süreçte, anne babanın da iyi bir gözlemle öğreneceği çok şey vardır.
Kalabalık ve gürültülü bir ortamda uyuyabilmek, herhangi bir dış uyaranla tam uyanırken tekrar uykuya dalmak üzere kendi kendini sakinleştirmek, yukarda sözettiğimiz kontrol sürecinin aşamalarıdır.
İyi bir gözlem, bebeğin farklı bilinç durumları arasındaki geçiş dönemlerindeki davranışlarından önemli çıkarımlar yapmanızı sağlayacaktır. Aktif ve gergin bebek, geçiş dönemlerini daha hızlı, sakin bebek ise daha yavaş ve sancısız yaşayacaktır.
Huysuzluk anında, bazı hareketleriniz onun ağlamaya başlamasına neden olurken, başka kimi davranışlar da bebeği sakinleştirecektir. Üç dört saatlik sikluslarla, bebek bu geçiş dönemlerini yaşar. Yeni anne-babanın ilk görevi, bu bağlamda bebeklerinin davranışlarını “tanımaktır”.
Temel sorun, ağlamaya başlayan bebeğin, kısa süre sonra sakinleşip uykuya devam mı edeceği, yoksa acıktığı için mi ağladığının ayırdedilmesidir. Emzirmek yada mama vermek işe yaramıyorsa –ki genellikle bu durumda ilk yapılan iş bebeği beslemektir- bu huzursuzluk hali bir süre devam edecek ve bebek bir süre sonra sakinleşecektir. Bu olay yaklaşık hergün yaşanır. Bebek, bu dönemde, ortalama rakamlarla söylersek, 3-4 satlik dilimler halinde 16-18 saat uyur.
Birbuçuk- iki aylık bebek ve uyku
Bebeğinizin uyuma ve beslenme zamanı ve süresi bu dönemde giderek daha düzenli bir hal almaktadır. İki beslenme arası zaman 3 saate hatta daha fazlasına uzar. İki aylık bebekler, doğum tartısı ve başka kimi faktörlere de bağlı olarak, gece uyku saatlerini de artırırlar.
İkinci ay artık bebeğinizi günlük aile düzeninize alıştırma zamanının da başlangıcıdır. Artık, geceleri yatmadan önce bebeğinizi uyandırıp son bir kez besleyebilir, sabahları onu uyandırarak güne sizin uygun gördüğünüz zamanda başlamasını sağlayabilirsiniz. Tabii ki bunu yaparken bebeğinizin de durumunu ve isteklerini gözönüne almalısınız. Şimdilik, en azından bebeğinizin buna hazır olduğunu bilin..
Bebeğinizin, huzursuzluk ve ağlama dönemleri de artık daha düzenlidir; genellikle günün sonundadır, ve huzursuzluğu kaka yapmayla sona erer. Bebeğiniz, emmeye ve uyumaya kendini hazırlamıştır.
Dört aylık bebek ve uyku
Bu dönemde uyku konusunda temel sorun bebeğinizin gece uyku düzenidir. Dört aylık bebek, bırakıldığı yerde uyumalı, ve uykusu ortalama 8 saat kesintisiz sürmelidir. Bebek için “kesintisiz uyku”nun anlamı, derin uykudan hafif/yüzeyel uykuya geçiş aşamalarını uyanmadan atlatmasıdır.
Hafif uykuya geçen bebek, ağlar, sesler çıkarır, yatakta döner, ama unutmayın, tüm bunlar olurken hala uyumaktadır, ve uyku içi bu geçiş aşamalarında kendi kendini sakinleştirerek/rahatlatarak derin uykuya geçmeyi öğrenmelidir.
Bebeğin uyumayı “öğrenmesi” konusunda ailelere önemli bir görev düşüyor; bebeklerin mutlak anne baba desteğine ihtiyaçları vardır, ama anne-babaların genellikle yaptıkları, bebeğin sesini duyar duymaz onu kucaklarına alıp, kendi kendilerine derin uykuya geçmelerine engel olmaktır. Bu tür yanlış yaklaşım, 3-4 saatte bir hafif uykuya geçen bebeğin her seferinde uyanma ve beslenmeye alışması ve bunu rutin uykunun bir parçası olarak algılamasıdır. Bu alışkanlık bir yerleşti mi, ilerleyen aylarda değiştirmek çok daha zordur.
Yedi aylık bebek ve uyku
Her ne kadar bebeğiniz 7. Aya kadar geceleri kesintisiz 8-12 saat uyumayı “öğrenmiş” de olsa, oturmak, sürünmek, emeklemek gibi bu dönemde kazandığı yeni yetenekler, geceye de taşınacak ve kimi sorunlar çıkaracaktır. Yeni durum, gece uyanmalarını kolaylaştıracak, tekrar uykuya dalmayı güçleştirecektir.
Benzer güçlükler, gündüz uykuları için de geçerlidir. Anne-babaya düşen, 4. Ayda yaptığımız önerileri tekrar uygulamaktır.
7 aylık bebek, kesintisiz gece uykusu yanında öğleden önce ve sonra birer kez olmak üzere toplam en az iki gündüz uykusu uyumalıdır. Uyumasa bile, bu saatleri yatakta kendi başına geçirmeyi öğrenmelidir. Buna sadece bebeğin değil, anne-babanın da ihtiyacı vardır.
Dokuz aylık bebek ve uyku
Daha önce söylediğimiz gibi, kazanılmış yeni yetenekler, uyumayı güçleştirmektedir. Dokuz aylık bebek, artık kendi kendine ayağa kalkabilir, geceleri de kalkacaktır, hem de siz onu uyuması için yatağına bırakıp odasından çıkar çıkmaz! Bu olay, belki on defa tekrarlanacaktır! Bu durumun üstesinden gelebilmek için “kararlı” olmalısınız. Tekrar tekrar ayağa kalkma ve ağlamalar üzerine onu yatağından alıp salona geçmeyin. Kesinlikle yataktan kalkmasına izin vermeyin, kararlılığınızı görsün, uyuması gerektiğini anlasın. Gece uyanmaları sırasında da aynı yöntemi uygulamalısınız.

Tuvalet Eğitimine Hazır mıyız?

Tuvalet Eğitimine Hazır mıyız?
Çocuk gelişiminin her alanında olduğu gibi, tuvalet eğitiminin de her çocuk için geçerli bir başlangıç yaşı yoktur. Ama genellikle çocuklar, anne-babalar farketmeden bu olgunluğa ulaşırlar.
Bebeklerin önemli bir bölümü, gerekli olgunluğa 18-24 ay dolaylarında ulaşırlar ama bazılarınıysa 4 yaşa kadar beklemek gerekebilir. Hiç telaşlanmayın, bunların her ikisi de normaldir.
Çocuğunuzun yeterli olgunluğa ulaşma sürecinin neresinde olduğunu saptamada aşağıdaki liste işinize yarayacak:
Kakası düzenli, yumuşak ve şekillidir
Kilotunu kendi kendine indirip kaldırabilmektedir.
Ev halkının tuvalet/banyo hareketlerini taklit etmeye çalışmaktadır.
Kakası geldiğini bir takım fiziksel hareketlerle belli etmektedir veya söylemektedir.
Kaka ve çiş anlamına gelen kelimeleri kullanmaktadır.
Basit emirleri anlamaktadır (Örnek: oyuncağı al vb.)
Tuvalete gitmesi gerektiğini anlatan fiziksel uyarıları anlamakta, ve önceden size söylemektedir.
Kakalı bezle kalmayı sevmemekte, istememektedir.
3-4 saatlik kuru dönemleri olmaktadır, mesane kasları idrarını tutacak kadar olgunlaşmıştır.
Herşeye olumsuz yaklaşmamaktadır.
Eşyaları yerine koyma alışkanlığını edinmeye başlamıştır.
Bağımsızlık isteğini belli etmektedir.
Yürüyebilmekte ve oturabilmektedir.

Tuvalet Eğitimi

Tuvalet Eğitimi
Çoğu anne babanın da yakınen bildiği gibi, tuvalet eğitimi çocuk gelişiminin önemli aşamalarından biridir, en azından, alt bezi değiştirmenin sona ermesidir.
Peki ama, tuvalet eğitiminin ne kadar süreceği konusunda bilgimiz var mı? Kimi çocuklar için sadece bir kaç gün. Bazıları için ise bir kaç ay! Amacımız sizi tuvalet eğitiminin aşamaları konusunda aydınlatarak işinizi bir ölçüde kolaylaştırmak.
A. Çocuğunuz hazır mı?Genellikle anne-babalar iki buçuk yaşına geldi mi, bu iş için bebeklerinin hazır olduğunu düşünürler.
Oysa işin aslı bazen böyle olmayabilir. Çocuğunuzun tuvalet ve banyodaki tavırlarını gözleyin, başkalarını taklit ediyor mu? Sakın onu zamanından önce, o bu işe hazır olmadan zorlamayın
Çocuğunuz tuvalet eğitimine hazır mı?
B. Doğru ve uygun malzemeyi satın alınÇocuğunuzun boyuna uygun lazımlık yada klozete uygulanabilir oturma yeri alın. En önemli özellik, çocuğun otururken ayaklarının yere değmesidir. Bu durumda barsak hareketleri başlayınca, yerden destek alabilecektir. Bu konuda resimli bir kitap çok işinize yarayabilir.
C. Bir rutin oluşturunÇocuğunuzu, günde bir kez giyinik olarak lazımlığa oturtun. Bu, kahvaltıdan sonra, banyodan önce yada barsak hareketlerinin başladığı herhangi bir zaman olabilir. Burda amacımız, bebeğin, lazımlığa alışması, onu günlük rutinin bir parçası olarak görmeye başlamasıdır. Oturmak istemezse, bırakın. Sakın onu zorla lazımlığa oturtmaya çalışmayın. Hele korkmuşsa, sakın sakın zorlamayın! Bu durumda, lazımlığı bir kaç haftalığına bir kenara koyun, ardından tekrar deneyin. Oturursa iyi, ama ona neden oraya oturması gerektiğini anlatmaya çalışmayın! Unutmayın, sadece onu lazımlığa alıştırıyorsunuz ve bu iş için en uygun yer neresiyse oraya gidin; oyun odası en uygun yer olabilir!
D. Bezi çıkarınOnu lazımlığa bezini çıkartarak oturtun. Yine başlangıçta alıştırmak amacıyla! Bu aşamada bir takım açıklamalar yararlı olabilir; anne-babanın, varsa-diğer kardeşlerin ve herkesin bu işi yaptığını ona anlatın. Soyunup tuvalete girmenin erişkince bir davranış olduğunu anlatmaya çalışın ona. Bu davranış işe yarar ve etki gösterirse iyi. Olumsuzluk durumunda unutmayın, zorlama yok. Hazır olana ve kendi kendine tuvalete oturmaya ilgi gösterene kadar bekleyin!
E. Süreci açıklayınÇocuğa barsak hareketlerinin nereye gideceğini anlatın. Bezine kaka yaptığı zaman, onu lazımlığa oturtun, bezi onun gözü önünde lazımlık içine boşaltın. Bu durum, onun oturma ve kaka üretme arasındaki ilişkiyi anlamasına yardım edecektir. Lazımlığı tuvalete döktükten sonra sifonu ona çektirin –korkuyorsa yapmayın- kakanın nereye gittiğini görsün. Kakadan sonra giyinmeyi ve ellerini yıkamayı öğretin.
F. Bağımsızca hareket etmeye teşvik edinSıkıştığı zaman lazımlığı kullanması konusunda ona cesaret verin. Ne zaman isterse sizden yardım göreceği konusunda da emin olmasını sağlayın. Ara ara bezini çıkararak kilotla dolaşmasına izin verin. Bu sırada lazımlık gözönünde olsun, ona ne zaman isterse oturabileceğini söyleyin ve bunu sık sık hatırlatın.
G. Alt bezinden kilota geçinEğitim bu aşamaya gelince, kalın bir kumaştan yapılmış yada tek kullanımlık kilotlar giydirin. Bezden olanlar genellikle çocuğun çişini farketmesi nedeniyle daha çok işe yarar. Tek kullanımlık olanları dışarı çıkarken kullanın. Önce bir kaç saatle başlayın. Geceleri alt bezine devam edin. Yavaş yavaş büyük çocuk kilotuna geçme vakti geliyor.
H. Geri dönüşlere hoşgörüyle yaklaşın
Her çocuk tuvalet eğitimi sürecinde ara ara altına kaçıracaktır. Ona kızmayın, cezalandırmayın. Kaslarını kullanmayı öğrenirken bu durum olağandır ve biraz zaman alabilir. Bir kaza durumunda altını temizlerken, bir dahaki sefere lazımlığı kullanmasını ona hatırlatın.
I. Gece eğitimine başlayınGündüz sorunu tamamen çözülse bile, gece kontrolü aylar, bazen yıllar sonraya kalabilir. Hemen alt bezini atmaya kalkmayın. Bez bağlamanıza itiraz ediyorsa, çarşafın altına naylon bir örtü sermeniz temizliği kolaylaştıracaktır. Bu yaşta vücudu tuvalete gitmak için uyanmak için gereken olgunluğa henüz ulaşmamıştır.
Bu aşamada, akşamları sıvı alımını azaltmanız, kuru gecelerin sayısını artıracaktır. Gece çişi gelir ve uyanırsa, size seslenebileceğini ona hatırlatın. Lazımlığını yatağının hemen yanına koymanız da yararlı olabilir.
J. İşte bu kadarİnanın tüm bunlar çocuğunuz hazır olunca gerçekleşecektir. Hazır olana kadar beklemeniz, hem onun, hem de sizin işinizi kolaylaştıracaktır. Bir sonraki bebeğe kadar artık rahatsınız

Çocukla Seyahat

Çocukla Seyahat
Çocuklu aile için seyahate çıkmak, çok eğlenceli ve hoş olabileceği gibi, herkes için alabildiğine yorucu ve sinir bozucu da olabilir. Sonucun nasıl olacağı şu iki etkene bağlıdır:
Çocukların yaşa göre davranışlarını bilmek
Ciddi ve dikkatli bir planlama
Tatilinizi nerede geçireceğinize karar verdikten sonra oraya nasıl gideceğinize karar vermeye sıra gelir.Büyük çocuklar için uzun araba ve otobüs yolculukları pek sorun olmasa da 2 yaş altı çocuklar için uzun yolda ilk tercihin “uçak” olmasında yarar var.
Hava YolculuğuGenel olarak 2 yaş altı bebekler, ayrı bir koltuk işgal etmedikçe iç hatlarda ücretsiz yolculuk yapabilirler. Ne varki, güvenlik gerekçesiyle anne-babanın dizi üzerinde yolculuk artık pek önerilmemekte. Gerçi Türkiye’de bu konuda standard bir uygulama yok ama, örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde Pediatri Akademisi, 2 yaş altı bebeklerin, Federal Havacılık Dairesi’nce onaylı koltuklarda yolculuk yapmasına onay veriyor. Bu durumda, eğer uçakta boş koltuk yoksa, bebek için ayrıca bilet almak gerekiyor. Biraz pahalı bir yol ama, hem güvenliğiniz, hem de rahatınız için bebeğinizin bu tür bir koltukta oturmasında yarar var.
Nerede oturmalı?Bir diğer konu, uçakta yer seçimi. Rahat giriş çıkış açısından koridor tarafında oturmakta, daha iyisi, önde ya da acil çıkış kapılarının hemen arkasındaki koltuklar bebek ve çocukların gözünüzün önünde daha geniş hareket alanları olması açısından tercih edilmeli.
Yanımıza ne almalı?Uçuş ve yolculuk sonrası 24 saatte ihtiyaç duyacağınız herşey kabin bagajınızda olmalı. Bu cümlenin altını, Yeşilköy Havaalanında olan bir kaza nedeniyle İzmir Havaalanı’nda valizinden ayrı 24 saat geçirmiş biri olarak özellikle çiziyorum. Aynı şey bagajınızın kaybolması durumunda da geçerli. Sadece en gereklileri alın ama şunları sakın unutmayın:
Sandviç türü yiyecekler
Yedek kıyafet
Alt bezi
Kitap, oyuncak
Gerekli ilaçlar (ilaçlar için özel-tercihan kilitli- ayrı bir çanta)
Kalkış ve inişlerde olası kulak ağrılarını azaltmak için emzik/ biberon (Daha büyük çocuklar için ciklet çiğneyebilir.)
Çocuğunuzun kulak akıntısı yada solunum yolları rahatsızlığı varsa, alması gereken ilaçları doktoruyla konuşun.
Araba YolculuğuOtomobil yolculuğunun en önemli unsuru, arabadaki herkesin emniyet kemeri kullanması, bebeklerinse özel araç koltuklarında seyahat etmesidir. Eğer bebeğiniz araç koltuğunda uzun yola alışık değilse bir kaç kısa alıştırma yolculuğu yapın. Yolculuk sırasında sıkılmaması için çocukla konuşmak, yol ve çevre hakkında ona bilgiler vermek, masal vb. anlatmak yararlı olacaktır. Sakın onun hiç bir gerekçeyle koltuğundan çıkmasına izin vermeyin. Çocukların, bazı kuralları tartışmadan kabul etmesi gerekir; bunlardan biri de “her zaman özel araç koltuğunda yolculuk yaparız” olmalıdır. İstanbul trafiğinde her gün rastladığımız önde annesinin kucağında çevreye gülücükler saçarak dolaşan mutlu bebeklerin, en küçük bir kazada ölümcül yaralanmalara maruz kaldığını söylemeye gerek bile yok.
Yolculuk hazırlıklarına bir kaç hafta önceden başlayın. Yazarak, tek tek “yanınıza alınacaklar listesi” yapın.
Otel rezervasyonunu önceden yapmak olası kötü sürprizlerden sizi koruyabilir.
Araba kullanma rekoru denemeyin. 6 saatten fazla durmadan arabada kalabilecek az çocuk vardır.
Çocuklar, sabah erken saatte daha rahat yolculuk yaparlar, bunu dikkate alın.
Bebek arabada uyuyabiliyorsa ve kendinize “güveniyorsanız” gece yolculuğuda düşünülebilir.
Sık mola verin, molalarda top vb. oyunlarıyla çocuğunuzu rahatlatın.
Bir kişinin arkada çocuk/larla olması mutlaka gereklidir.
Son söz;araba yolculuğu sırasında çocuğunuza karşı, kararlı, sabırlı ve anlayışlı olun.
Eğlence:Çocuğunuzun en sevdiği oyuncakları yanınıza almaya çalışın. Sadece araba yolculukları için hazırlanmış oyuncaklar vardır, onları da yolculuk öncesi gözden geçirmekte yarar var. Bu tür oyuncaklar, çocuğun gözünde yolculukla bütünleşeceği için, daha da yararlı olabilir.
Çocuklara yönelik şarkı-masal kasetleri çok işinize yarayacaktır. Kendi şarkılarınızı, seslerinizi de kaydederek, oldukça eğlenceli zaman geçirebilirsiniz.
Kağıt, kalem-boya kalemi bir de masa görevi görecek ters çevrilmiş tepsi, çocuğunuzun yaşı uygunsa size çok rahat nefes aldırabilir.
Şunu unutmamakta yarar var, çocukların dikkat toplama süreleri kısıtlıdır, hiç bir oyun/oyuncak onların ilgisini saatlerce çekmeyecektir. Ancak başlangıçta gözünüzü korkutan araba yolculuğu, çocuğunuz için ummadığınız ölçüde eğlenceli ve öğretici olabilir.
İlk Yardım ÇantasıŞunlar mutlaka çantada olmalı:
Beden derecesi
Tıbbi flaster
Elastik bandaj
Ağrı kesici
Böcek/sinek kovucu
Antibiyotik
Aile bireylerinin kullandığı her tür ilaç
Çantanın yol boyunca elinizin altında ve kilitli olmasına özen gösterin –kilitleme, özellikle zehirlenme ihtimali olan yaştaki çocuk varlığı durumunda önemlidir.
Hastalık DurumundaÇok zorunlu değilse, hasta çocukla yada bulaşıcı hastalıklı biriyle temas etmiş çocukla yola çıkmayın. Bulaşıcı hastalığın kuluçka süresini doktorunuza sorun ve yolculuğu bu sürenin sonuna erteleyin.
Uzun yol özellikle de yurtdışı seyahat öncesi çocuk doktorunuzla mutlaka görüşün. Eksik aşınız olup olmadığını belirleyin. Doktorunuzun telefon numaralarını yanınıza alın. Acil durumlarda gerekebileceği için mümkünse gideceğiniz yerde bağlantı kurabileceğiniz doktor adı-telefon numarası edinin.
Araç tutması:Çocuğunuzu araba tutuyorsa şu önlemleri alabilirsiniz:
Yolculuk öncesi çok hafif yemekler yedirin.
Hafif giysiler giydirin, arka koltukta ortada oturtun.
Sürekli yola bakmasını sağlamaya çalışın, okuma, oyun vb. işler yaptırtmayın.
Güneş gözlüğü takın
Arabada sigara içmeyin
Arabaya temiz hava girmesi için ara ara cam açın.
Gerekirse doktorunuzun önerdiği bulantı önleyici ilaçlar verin.
Yiyecek-İçecekYol için yeteri kadar sandviç vb. kuru gıda bisküvi, kraker, meyva mutlaka gerekir. Çok tuzlu gıdalar su ihtiyacını dolayısıyla da tuvalet molası sayısını artırır, pek alınmamasında yarar var. Bebekler için olabildiğince hazır ve tek kullanımlık ürünleri tercih edin. Termos ve su mutlaka olsun.
Olabildiğince herkesin yiyeceğini ayrı paketlemeye çalışın.
Diğer gereksinimler
Kağıt havlu, ıslak mendil yeterince alınmalı.
Kirli çamaşırlar ve arabada kusma durumunda kullanmak için bol miktarda plastik poşet/torba.
Ara sıra da olsa altını ıslatanlar için yatağa serilecek plastik örtü.
Çocuğunuzun karanlıkta uyuma sorunu varsa küçük bir ışık kaynağı.
Aşırı sıcakta koltuğa sermek üzere çarşaf/havlu.
Şemsiye –çocuğunuz için de olmasında yarar var.

Çocuklarda Kulak Burun Boğaz Hastalıkları

Çocuklarda Kulak Burun Boğaz Hastalıkları
Pediatrik otolaringoloji (kulak burun boğaz), cerrahi disiplin ve pediatrik tıbbi tedavi arasında bir köprü oluşturmak amacıyla gelişmiştir. Bu trend pediatrik cerrahi ile başlamış, pediatrik anesteziyoloji, pediatrik oftalmoloji, pediatrik üroloji ve diğer spesifik cerrahilerle devam etmiştir.
Bundan dolayı kulak burun boğaz eğitim programlarında pediatrik KBB eğitimi giderek daha fazla önem kazanmaktadır.
Yenidoğanın, çocukların ve erişkinlerin fizyolojileri birbirlerinden çok farklıdır. Çocuklarda doğumdan sonra da yüz ve kafa gelişimi devam eder. Çocuk 5 yaşına geldiğinde erişkindeki gelişiminin %90’ına ancak ulaşır. Kalıtım yoluyla ebeveynlerden çocuğa aktarılan veya akraba evliliklerine bağlı olarak ya da annenin hamileliği sırasında geçirdiği hastalıklar ve uygulanan tedavilere bağlı olarak doğumda çocukta yüz, kafa, iç-dış kulak gelişimiyle ilgi anomaliler gelişebilmektedir. Bunlar bazen diğer iç organlar ve iskelet sistemiyle ilgili anomalilerle birlikte görülebilir. Bu gelişim anomalileri genellikle yaşamsal önem taşımaları nedeniyle bir an önce hekime başvurulmalıdır. Çocuğun, solunumunu ve beslenmesini engelleyen bazı durumlarda erken dönemde cerrahi girişim gerekli olabilir.
Doğumsal KBB sorunları dışındaki KBB rahatsızlıkları daha gündelik ve oldukça sık görülen hastalıklardır. Genel KBB başvurularının yaklaşık %25-50’i çocuk hastalardır.
Çocuk hastaların değerlendirilmesinde anne ve babanın katkısı son derece önemlidir. Ebeveyn ve cerrahi ekip arasında ilk görüşme sırasında öncelikle güven ortamı oluşmalıdır. Aile, çocuğun hastalığı ve yapılacak girişimler hakkında tüm ayrıntılı bilgiye sahip olmalıdır. Bu, amaçlanan güven ortamının kurulmasında önemli rol oynar. Çocuğun gerekli açıklamalarla atmosfere adaptasyonunda hem ailenin, hem de hekimin rolü vardır. Hekim, candan, sevimli ve koruyucu yaklaşımıyla çocukta yeterli güveni sağlamalıdır. Her şeyden önce, hasta olmasının ve tanımadığı insanların arasında bulunmasının neden olduğu anksiyete içindeki çocuk muayene edilmelidir. Muayene edilmesi sırasında amaçlanan ilişki kurulabilirse, bundan sonraki girişimlerin gerçekleştirilebilmesi için gerekli psikolojik alt yapı kendiliğinden oluşmuş olacaktır.
Kulak Hastalıkları:
Burun Hastalıkları:
Geniz ve Üst Sindirim Sistemi Hastalıkları:
Ağız Hastalıkları;
Yemek Borusu Hastalıkları;
Bademcik ve Geniz Eti Hastalıkları;
Tükürük Bezi Hastalıkları;
Yemek Borusunda Yabancı Cisim;
Kostik Madde Alımı;
Solunum Sistemi Hastalıkları:
Estetik Sorunlar:

Bebeğiniz 8-12 aylık

Bebeğiniz 8-12 aylık
Bebeğiniz, her yönüyle büyüyor, ve siz bunu nerdeyse gün gün farkediyorsunuz! Artık kendi kendine hareket ediyor, emekliyor, ayağa kalkıyor, belki de yürüyor!
Bir yandan hareketlilikteki artış, diğer yandan katı gıdaların günlük beslenme içindeki ağırlığının giderek artması, bu dönemin belirgin özelliğidir. Bir başka deyişle, büyümeyi, özellikle de kiloyu etkileyen değişkenlerin sayısı giderek artmakta.
Bebeğim ne kadar büyümeli?
8 aylık bebekler, ortalama, 7-9 kg arasındadır. Türk çocukları için belirlenmiş gerçek değerler, aşağıdaki tabloda görülebilir.* İlk doğum günü pastası kesilirken, o artık doğum tartısının yaklaşık 3 katına , boyu ise, 75 cm civarına ulaşmış olacak.
Büyüme açısından biz çocuk doktorları, tartı ve boy dışında bir de baş çevresi gelişimine dikkat ederiz. Aylık kontrollerde , 18 aya kadar mutlaka baş çevresini de ölçeriz. 6. aydan itibaren baş çevresi büyümesi yavaşlar. 8. ayda baş çevresi ortalama 44.5 cm, 12. ayda ise 46.5 cm civarındadır.
Bir önemli hatırlatma, lütfen bebeğinizin büyüme paternini başka bebeklerle karşılaştırmayın! Her bebek apayrı bir bireydir ve herşeyiyle kendine özgüdür. Onu sadece kendi beklenen gelişim çizgisinde değerlendirin ve az da olsa düzenli büyüme görülüyorsa, telaşlanmayın.
Endişe etmeli miyim?
Bizim gözlemlerimize göre, anne babaların büyüme konusundaki endişelerinin temelinde, bebeklerinin yeme alışkanlığı yatıyor.Sizin de bebeğinizin yeteri kadar yemediği kuşkusuna kapıldığınız oldu mu? Sanırız olmuştur.
Bir çok bebek, nerdeyse, sadece açlığını bastıracak kadar yer! Oysa, çoğu zaman, bu miktar, onların kendilerine gereken enerjiyi sağlamaya yeter.
Bebeğinizin büyümesi konusunda başlangıç noktanız, doğumdan itibaren düzenli olarak alınan boy, tartı ve başçevresi ölçümlerinin işlendiği grafikler olmalıdır. Bu grafikler düzenli büyüme gösterdiği sürece her şey yolunda demektir. Oysa annelerin çoğu bebeklerinin iştahlarındaki günlük oynamalara gereğinden fazla önem vermekte, yersiz kaygılara kapılmaktalar.
Bebeğinizin tartı alımında ani bir duraklama görülürse, şu soruların cevabını araştırmakta yarar var:
Bebeğiniz bugünlerde hastalandı mı? Bir kaç gün süren kusma , ishal ve yememe, bebeklerde tartı kaybına yol açar. Bu kayıp, vücut ağırlığının %5’ini bulabilir. İyileşmeden sonra, kısa sürede kaybedilen tartı geri alınacaktır.
Bugünlerde emeklemeye yada yürümeye mi başladık? Hareketlilikte artma, günlük harcanan kalorinin ve enarjinin artması anlamına gelir, bu da olağan tartı alımını duraklamasıyla birlikte gider.
Çekmeceleri karıştırıp saklambaç oynamak, bebeğinize yemek yemekten daha mı ilginç geliyor? Etrafta onun keşfedeceği o kadar çok şey var ki…Dış dünyaya her bebeğin tepkisi farklıdır ve her bebeğin düzenli olarak mama sandalyesine oturup sebze püresi yemekten aynı zevki alması beklenmemelidir.
Ona uygun gıdalar veriyor musunuz? Bu dönemde bebeklerde tad duyusu gelişmeye başlar. Artık onun yemeklerine daha fazla özen göstermek, çeşitliliği artırmak gerekir. “Bebek mamaları” artık onun pek ilgisini çekmiyorsa yiyebileceği “erişkin yemeklerine” geçmeyi denemenin zamanı geldi demektir. Bu değişiklik, iştahında belirgin artma sağlayabilir.
Bu soruların hiçbiri bebeğinizin tartı alımındaki duraklamayı açıklamıyorsa, doktorunuzu arayın. Şunu da unutmayın, bu dönem bazı bebekler için bir tür “ayarlama” dönemidir. Genetik yapısı gereği ortalama değerlerde olacak bir şişman bebek, bu dönemde yavaş yavaş olması gereken kiloya iner.
Madalyonun diğer yüzündeyese, tombul bebekler var. Çevremizde nerdeyse herkes kilo verme uğraşı içindeyken, bebeklerin kilo almaları için olmadık yollara başvurmalarını anlamak gerçekten güç. Modern tıp, obezitenin –aşırı şişmanlığın- temellerinin bebeklikte atıldığını söylüyor. Bizde, bebeklerin şişman olmasının da en az zayıflık kadar ciddi bir tıbbi sorun olduğunun anlaşılması için herhalde bir süre daha geçmesi gerekiyor. Biz yine de olması gerekeni söyleyelim; bebeğinizin aldığı kaloriyi değersiz gıdalardan değil de sağlıklı kaynaklardan almasına özen gösterin. Daha çok hareket etsin, daha çok kalori harcasın bebeğiniz. Her susadığında yüksek kalorili içecekler, meyva suları içmesin. Hala kilosu fazlaysa, doktoruyla ayrıntılı olarak konuşun bu konuyu.
Son olarak
Koskoca bir yıl geçti! Hastaneden eve getirdiğiniz 3 kiloluk yenidoğan yok artık ! Ortada koşuşturan, sağı solu kurcalayan afacan aldı onun yerini.Bu bir yıl bir daha hiç yaşanmayacak. Bir daha bu kadar hızlı bir büyüme gelişme olmayacak. Bundan sonraki yıllarda herşey yavaş yavaş olacak…

Bebeğiniz 4-7 aylık

Bebeğiniz 4-7 aylık
Bebeğiniz katı gıdaları bu günlerde keşfedecek! Bu keşifle birlikte, onda tad duyusunun gelişmeye başladığını farkedeceksiniz, minik yaratık, yavaş yavaş kendi kişiliğiyle karşınıza dikilecek. Bu küçük değişiklikler, eğer bebeğiniz normal sınırlar içinde büyüyorsa çok telaşlandırmasın sizi.
Bebeğim ne kadar büyümeli?
4-7. aylar arasında bir bebeğin ortalama tartı alımı ayda 500-750 gramdır. Kemiklerdeki hızlı büyüme bu dönemde yaklaşık 5 cm.lik bir boy uzamasına yol açacaktır. Aylık kontrollerde, çocuk hekiminizden, bebeğinizin büyüme eğrilerini size göstermesini isteyin. Doğumdan bugüne aldığınız yolu görüp, kafanızdaki kuşkuları dağıtmak için en iyi yol budur. Zira biz çocuk hekimleri, “bebeğim hiç kilo almıyor” diye bize başvuran bir çok anneye, bebeklerinin normalin üzerinde kilo aldığını ancak bu yolla gösteririz.
Bu dönemde bebeklerin kaç kilo olması konusunda size net bir rakam veremiyoruz, ama yaklaşık olarak şunu söyleyebiliriz; 8 aylık olduğunda, bebeğiniz doğum tartısının yaklaşık 2.5 katına ulaşmış olacaktır.
Endişe etmeli miyim?
Bebeğim çok mu zayıf? Çok mu şişman? Boyu uzun mu, kısa mı? Bebekler büyüdükçe, anne-babaların bu konudaki merakları, endişeleri artar. Bunun nedeni, zamanla, normalin alt ve üst sınır aralığının açılmasıdır. Örnek verirsek, 6 aylık bir erkek bebeğin tartısı, 5.5 kilo ile 9.5 kilo arasında değişebilir ve bu aralıkta bulunan bebeklerin tümünün de tartısı normaldir! Oysa yanyana koyduğunuzda, 9.5 kiloluk bebek, 5.5 kiloluğun nerdeyse iki katı büyüklüğündedir? Şunu bir kez daha hatırlatalım, her bir bebek, kendine özgü büyüme çizgisi olan bağımsız bir bireydir.
Büyüme, karmaşık bir süreçtir. Beslenme miktarı ve niteliği, genetik özellikler, organlarının düzenli çalışması, büyümeyi kontrol eden hormonların yeterliliği, bebeğin duygusal durumu gibi çok sayıda etken büyüme sürecinde etkilidir.
Bebeğin tartı alımı en az iki ay süreyle duraklarsa, tetkik edilmelidir. İlk akla gelen neden, bebek anne sütü alıyorsa, sütün yetmediği olacaktır. Bu durumda, bebeğiniz katı gıdalara hazır olana kadar, doktorunuz sütünüzü nasıl artıracağınız konusunda size bilgi verecek, olmazsa, biberon mamalarıyla eksiklik giderilecektir. Bu dönemde bir bebek, günde ortalama 5 öğün beslenmelidir.
Bebeğinizin fazla kilosu varsa ne yapmalı? Sakın onu aç bırakarak “diyet” yaptırmaya çalışmayın. Gıdayı azaltmaktansa, bebeğin hareketliliğini artırmak daha doğrudur. Bacaklarını bisiklete biner gibi hareket ettirin, onu kollarınıza alarak dans edin, hareketin tadına varmasını sağlayın onun.
Bebeğinizin kilosu ve gelişimi konusundaki kuşkularınızı çocuk hekiminizle paylaşın, ve aşağıdaki soruların yanıtları konusunda hazırlıklı olun:
Bebeğinizi günde kaç kez besliyorsunuz?
Her seferinde ne kadar besliyorsunuz?
Anne sütü veriyorsanız, her bir memeyi kaç dakika emziriyorsunuz?
Bebeğiniz günde kaç kez kaka yapıyor? Kaka miktarı ne?
Bebeğiniz günde kaç kez çiş yapıyor?
Bunlara ek olarak, doktorunuz bebeğinizin uykusu, hareketleri ve çevresiyle ilişkisi konusunda da sorular soracaktır. Tüm bu sorular ve yanıtları, belki kimi laboratuar ve röntgen tetkikleriyle birlikte bebeğinizin kendi olağan çizgisinde mi geliştiği, yoksa sürecin altında düzeltilmesi gereken bir bozukluk mu olduğu konusunu açıklığa kavuşturacaktır.
Prematüre (erken doğan) bebekler, bu dönemde hala gününde doğanlardan daha düşük tartılı olacaklardır.
Son olarak
Bebeğinizin 7-8 aylık büyümesi bundan sonra da böyle devam edeceği anlamına gelmez. Bundan sonraki aylarda büyüme hızında azalma yada artma olabilir. Hızlı büyüme, bir kaç ay daha devam edecektir. Ancak, emekleme, yürüme, konuşma derken, dikkatiniz bebeğinizin tartısından çok uğrayabileceği ev kazaları konusuna yoğunlaşacaktır.

Bebeğiniz 1-3 aylık

Bebeğiniz 1-3 aylık
Hayatınızın en ilginç aylarını yaşıyorsunuz! Deyim yerindeyse bir “uyuma ve emme makinası” , bu dönemde gülen, tepki veren bir minik canlıya dönüşüyor! Siz bu inanılmaz dönüşüme gün gün tanık oluyorsunuz.
Bebeğim ne kadar büyümeli?
Doğumun hemen ardından görülen olağan tartı kaybının ardından, bebeğiniz düzenli olarak tartı almaya başlayacaktır. 2.haftadan itibaren günlük 30-40 gram, 1. aydan itibaren de ayda ortalama 800-1000 gram tartı alımı, 2.5-3 cm. boy uzaması olacaktır. Ancak, şunu unutmayın, bu verdiklerimiz ortalama değerlerdir. Her bebeğin kendine göre –doğum tartısı, gününde doğup doğmadığı gibi etkenlere göre değişen- bir gelişim çizgisi vardır ve bu çizgi pratikte ortalamanın biraz altında yada üzerindedir. Zaten bir “ortalama”dan söz edebilmek için bazılarının ortalamanın altında bazılarının da üzerinde olması gerekmez mi?
Bu konuda son sözü bebeğinizi izleyen çocuk uzmanı söyleyecek, bebeğinizin, boy, tartı ve baş çevresi gelişiminin sağlıklı olup olmadığı konusunda sizi aydınlatacaktır.
Endişe etmeli miyim?
1-3 aylık bebeğiniz ortalama değerlerin altında büyüyorsa ve gelişim eğrilerinde yavaşlama-duraklama gözleniyorsa, doktorunuz şu soruların cevabını arayacaktır:
bebeğiniz yeteri kadar yiyor mu?
bebeğiniz yediklerini yeterince sindirebiliyor mu?
Yukardaki soruların sağlıklı yanıtı için aşağıdaki konularda doktorunuza somut bilgiler verebilmelisiniz:
Bebeğinizi günde kaç kez besliyorsunuz?
Her seferinde ne kadar besliyorsunuz?
Anne sütü veriyorsanız, her bir memeyi kaç dakika emziriyorsunuz?
Bebeğiniz günde kaç kez kaka yapıyor? Kaka miktarı ne?
Bebeğiniz günde kaç kez çiş yapıyor?

Bir sorun varlığında, doktorunuz beslenme miktarı ve aralığı konusunda önerilerde bulunacaktır. Bazen büyüme azlığı yada fazlalığı bir hastalığa da bağlı olabilir, bu durumda, bir takım özel testler- tetkiklerle bir sonuca varılabilir.
Bebeğinizin gelişimi/büyümesi konusunda en ufak bir kuşku varlığında, gecikmeden doktorunuzla görüşün.
Prematüre (erken doğan) bebekler, belirli bir tartıya ulaşana kadar her hafta tartılmalıdırlar. Büyüme miktarı ve hızı açısından erken doğan bebekler, gününde doğanlarla karşılaştırılamazlar, prematürelerin bizim “yakalama büyümesi” dediğimiz bir hızlı büyüme dönemi vardır, bu yolla erken doğanlar kiloca gününde doğanları yakalarlar.

Son olarak
Çocuk doktorlarının çoğu, 4. Aydan itibaren özellikle iştahlı bebeklerde katı gıdalara başlamayı önerirler. İlk bir kaç aydan sonra bebeğinizin büyümesi için daha fazla enerji, dolayısıyla da kalori gerekecektir. Bunu katı gıdalar sağlayacaktır. Kesin zamanlama için her zaman olduğu gibi çocuk doktorunuzun kararını bekleyin.

Yenidoğan bebeğinizin büyümesi

Yenidoğan bebeğinizin büyümesi
Önce kız mı, erkek mi diye bakarız, ardından eline ayağına. Parmaklarını sayarız. Peki sonra? Herhalde boyu ve tartısı gelir. Herkes bunları sorar; kız mı, erkek mi tartısı ne kadar, boyu ne kadar? Siz herkese önce bunları söylersiniz; kız mı, erkek mi, tartısı ne kadar, boyu ne kadar?
Neden herkes önce bunları merak eder? Basit, çünkü tartı ve boy ilk günden itibaren bebeğin gelişiminin en somut göstergesidir.
Bebeğimin tartısı ne kadar olmalı?
Tıpkı erişkinler gibi, yenidoğanların da tartı ve boyları farklı farklıdır. Bebeklerin çoğu “gününde” doğar –size göre 9 ay 10 gün, biz hekimlere göre 40 haftadır bu- tartıları 2500-4000 gram arasında, boyları 47-52 cm arasında değişir. Uzunca bir dönem, yenidoğanlar “ne kadar iri ise o kadar iyi” diye düşünüldü, ama artık “irilikten” çok bebeklerin sağlıklı olmasına önem veriyoruz.
Yenidoğan bebeğin tartısı belirleyen bir çok etken vardır. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz.
Anne babanın boyu ve kilosu- genellikle iri anne-babanın bebeği, ufak tefek anne-babanın bebeğine göre daha büyüktür.
Bebeğin cinsiyeti- kızlar, erkeklere oranla biraz daha küçüktür.
Gebelik süresi- gününde doğan bebek, erken doğana oranla muhtemelen daha ağır olacaktır.
Annenin gebelik süresinde sağlık durumu- annenin kimi hastalıkları, bebeğin doğum tartısını etkiler. Örneğin yüksek tansiyon düşük doğum tartılı bebeğe, şeker hastalığı bebeğin ,iri doğmasına yol açar. Gebelik boyunca bebeğin tartısına ve sağlığına etki edecek her durum, kadın doğum uzmanının yakın takibi altında olmalıdır.
Annenin gebelik boyunca beslenmesi- bebeğin sağlıklı gelişimi için annenin uygun beslenmesi mutlaka gereklidir. Yetersiz beslenme, bebeğin büyümesini olumsuz etkileyecektir.
Annenin gebelikte sigara, içki ve ilaç kullanması-
Kaçıncı bebek olduğu- ilk bebekler, bazen sonrakilerden düşük tartılıdırlar.
Çoğul gebelik- ikiz, üçüz vb. bebekler, aynı boşluğu paylaştıkları için doğum tartıları daha düşük olacaktır.
Bebeğiniz, ilk ayında, günde ortalama 30-40 gram tartı alacak, boyu ortalama 3 cm uzayacaktır. Kimi bebekler, 10-15 günlükken ve 3-6 haftalıkken bir hızlı büyüme dönemi yaşarlar.
Endişe etmeli miyim?
Bebeğinizin tartısı ortalamaya göre düşük yada fazlaysa, doğumdan sonra bir süre daha yakın takip altında tutulacaktır. Bu takip, olası sorunların kısa sürede çözülmesi ve bebekte ileriye dönük bir zarar oluşmaması için mutlaka gereklidir.
Düşük tartılı bebeklerin en önemli sorunları, beslenme ve vücut ısılarını düzenlemedir. Bu bebeklerin anneleri, bebeklerini sık sık emzirmeli, çocuk hekiminin gerekli görmesi durumunda düzenli aralıklarla biberon vermeli ve vücut ısıları sık sık ölçülmelidir.
Toplumumuzda sağlıklı bebek tombul bebektir! Ancak tombul bebek de en az düşük tartılı bebek gibi sorunlar yaşayabilir. Bunların en sık rastlananı kan şekeri düşüklüğüdür. İri bebeklerin kan şekerlerinin düşmesini önlemek için sık aralıklarla beslenmeleri ve belirli aralıklarla kan şekerlerinin ölçülmesi gerekir.
Prematüre (erken doğan) bebekler genellikle, gününde doğanlardan daha düşük tartılıdırlar. Ağırlıkları zamanından ne kadar önce doğduklarına göre değişiklik gösterir. Vücut yağları azdır, kendilerini ısıtamazlar. Erken doğanlar, ısı ve nemi ayarlı küvözler içerisinde tutularak, dış ortama uyumları sağlanmaya çalışılır. Anne sütüyle, bir takım katkı mamalarıyla yada formül mamalarla, erken doğanların yeterli tartıyı almaları sağlanır.
Son olarak
Bebeğinizi doğumdan bir kaç gün sonra tartarsanız, kilo verdiğini göreceksiniz, sakın meraklanmayın! Bebeklerin çoğu doğumdan sonra tartılarının ortalama %5-10’unu kaybederler. Bu durum tamamiyle normaldir. Doğumdan yaklaşık 10 gün sonra bebekler ancak doğdukları kiloya ulaşırlar. Bu dönemde görülebilecek aşırı tartı kaybı konusunu bebeğinizi izleyen çocuk hekimiyle görüşebilirsiniz.
Son bir nokta, bebeğinizin düşük yada fazla kilolu olması çocukluk yada erişkin dönemindeki kilo ve boyu ile tam ilişkili değildir. Bu aşamada, genetik diye bir bilim devreye girer ve bakarsınız minick bir bebek ilerde dev bir basketbolcu olur!

Pediatrik Anestezi

Pediatrik Anestezi
Anestezi uzun yıllar, ihmal edilmiş ve gerekli ilginin esirgenmiş olduğu bir dal olmuştur. Son yıllarda, özellikle anestezideki sağlık teknolojisi gelişmeleri, ister istemez ilginin yoğunlaşmasına neden olmuştur. Ayrıca, sağlık hizmetini talep edenlerin bilinçlenmesi anestezinin artık dikkatten kaçmamasını sağlamıştır.
Günümüzde anestezi, branşlaşmaların olduğu, son derece yüksek teknolojiye sahip cihazlarla çalışan, oldukça kapsamlı bir bilim dalı durumundadır.
Konu en değerli varlıklarımız, çocuklar olduğunda anestezinin önemi farklılık kazanmaktadır. Çocuklara her hangi bir cerrahi girişim öngörüldüğünde, aile öncelikle anestezinin neden olabileceği olası komplikasyonlar nedeniyle gerilim içinde olmaktadır. Bu gerilimin giderilmesinde, anestezistin operasyon öncesinde aileyle görüşmesinin büyük önemi vardır. Bu görüşme/tanışma sırasında yeterli güven ortamı oluşmalıdır.
Anestezide ciddi komplikasyonların oluşması olasılığı ancak 1/1.000.000-milyonda bir- düzeyindedir. Ancak doğaldır ki, bu oranlar gerekli teknolojiye sahip uzmanlaşmış ekiplerle olasıdır.
Aileyle gerekli iletişim kurulduktan sonra, aileyle birlikte hareket ederek çocuğun yaşamakta olduğu gerilim giderilmeye çalışılmalıdır.
Her türlü sorununda yanında anne ve babası olan çocuk hiç tanımadığı, değişik kıyafetler giyen birisiyle tanışmaktadır. Bu kişi kendisine dokunan ve bir takım girişimler yapmaya çalışan biridir. Doğal olarak, bu kişiden ve alışık olmadığı hastane ortamından rahatsız olmakta ve acı vereceğini düşündüğü girişimlerden endişe duymaktadır. Bunun sonucunda, çocuk belirgin ankisiyete içine girmektedir. Bu aşamada anestezist ile çocuk arasında kurulacak ilişki son derece önemlidir. Operasyon öncesinde görüşme odasında dizlerinin üzerine çökmüş, elinden geldiğince çocuğa yakın ve sıcak olmaya çalışan bir anestezist bunu sağlamada daha şanslı olacaktır.
Cerrahi girişimin uygulanacağı çocuk belki de ilk defa anne ve babasından ayrılacak ve hiç tanımadığı insanlarla bilmediği bir ortama gidecektir. Bunun sonucunda, yaşadığı gerilimi tolere edemeyen ve/veya etmesine yardımcı olunmayan çocuk ajite olacaktır. Böylesi bir ortamda anne ve babanın gerilimi misliyle artacaktır.
Anestezist, yüklendiği görevin bir parçası olarak operasyon öncesi görüşme sırasında psikolojik yaklaşımla çocuk ve ailesini yatıştırırken, bir takım ilaçları da kullanması da gerekecektir. Olumsuz bir tavır içinde olan çocuk, büyük bir olasılıkla bu ilacı almaya direnç gösterecektir. Bu sakinleştirici ilaçlar;
ağızdan,
kalçadan,
burundan,
makattan verilebilir.
Sakinleştirici ilaçları almış olan çocuk, ilacın etkisinin başlaması sürecinde anne ve babasıyla yalnız kalacaktır. Bu dönemde anne ve baba dikkatli olmalıdır. Çocuk mümkün olduğunca yatakta tutulmalıdır. Çünkü, sakinleştirici uygulanmış çocuklar hareketlerini kontrol edemezler. Bu durum, çocuk kontrolsüz bırakıldığında bir takım zararların gelişmesine neden olabilecektir.
Sakinleşmiş olan çocuk artık anestezi ve cerrahi ekiple birlikte ameliyat salonundadır.
Operasyon Öncesi Burun Akıntısı Olan Çocuklar-hazırlık aşamasında

DEPREM SONRASI ETKİLENME

DEPREM SONRASI ETKİLENME
Risk Altındaki Çocukların Teşhis Edilmesi
Aranacak belirtiler:
İçe kapanık/sessiz - başını aşağı eğer, göz temasından kaçınır, yenilgiye uğramış gibi görünme, toplumsal izolasyon (yalıtım, yalnızlık)
Ne yapmak gerekir: çocuğun sessiz kalma isteğine saygı gösterin; ona ulaşmak için bir yol bulmaya çalışın. Göz teması hakkındaki kültürel farklılığı dikkate alın. Ona başı aşağı eğikken onu duymanın zor olduğunu söyleyin; kendini yalıtan çocuğa karşılık vermesi için başka bir çocuktan yardım isteyin.
Aşırı sorumluluk sahibi/anababa gibi davranan – herkes hakkında kaygı duyar, başkalarının bakıcılığını üstlenmeye kalkar, kendi duygularını tartışmaz, ifade etmez, tam bir yüksek not alan başarılı öğrenci gibidir ve kırık notları hakkında kaygı duyar; (latchkey children).
Ne yapmak gerekir: çocuğa oyun oynaması için izin verin hatta onu oyun oynamaya teşvik edin; başkaları hakkındaki kaygı duyucu davranışlarını, onun böyle bir yeteneği olduğunu kabullenin ve ona onun için ne yapılabileceğini sorun; onun grup içindeki ve kendi duygularını teşhis edin.
Hiperaktif – hiçbir şeye odaklanamaz, sakin bir şekilde oturamaz; yüksek enerji ve hiperaktivite gösterir.
Ne yapmak gerekir: çocuk bulunduğu yeri, bir topluluk içindeyse o topluluğu terkedebilir; ona bir iş verin; çocukla bizzat ilgilenilebilir ve onunla birlikte bir iş yapılabilir.
Sinirli, gergin, heyecanlı – çabucak kızgınlık gösterir, başkalarının kendisi hakkındaki düşüncelerine karşı olağanüstü tetikte ve duyarlıdır, çabucak ağlayabilir.
Ne yapmak gerekir: çocuğun kızgın duygularını yansıtın, ona gösterin. Duyguları sözlerle ifade etmeyi ona gösterin. Başkalarının ona olan tepkilerinden duyduğu endişeye dikkat edin ve bu endişeyi olduğu gibi kabullenin. Bu duyguları bir topluluk içindeyseniz diğerlerine de yansıtın, bırakın ağlasın, sonra da konuşun, ona sorular sorun.
Dikkat çekme isteği – okuldaysa öğretmenin her sorduğu soruya el kaldırır. Başkalarının sözünü keser. Sürekli konuşur, hatta okulda tahtada adı en çok konuşanlar arasında geçer.
Ne yapmak gerekir: onun bu heyecanını kabullenin. Onu dinlemeye istekli olun. Bulunduğunuz yerde başka çocuklar da varsa, örneğin siz bir öğretmenseniz ve bir sınıfta bulunuyorsanız, başka çocukları da dinlemek istediğinizi söyleyin. Çocuk başkalarının sözünü kestiğinde onu durdurun. Çocuğun söylediklerinin önemini gördüğünüzü belirtin.
Tekdüze, donuk, durgun – hiçbir şey hakkında kaygı ya da endişe duymaz, hiçbir şeyle ilgilenmez. Sesi çok kısık çıkar.
Ne yapmak gerekir: siz canlı olun ama çok fazla heyecanlı gözükmeyin. Bir hayvanın sesini taklit ederek konuşmaya çalışın ve çocuktan da öyle yapmasını isteyin.
Kontrol dışı davranışlar – başkalarına çok az saygı duyar ya da hiç duymaz, başka insanların sınırlarına müdahalede bulunabilir. Çevredekilere bağırır, haşin davranır.
Ne yapmak gerekir: açık seçik kurallar koyun ve gerçekçi sınırlar belirleyin. Bu kurallar ve sınırları siz de tutarlı bir şekilde izleyin ve çocuğa saygı gösterin.

Çalışan Anneler

Çalışan Anneler
Çocuklarını çalışarak büyüten anneler bunun yaşamlarındaki en zor şey olduğunu söylerler. Çalışan annelerin bir bölümü ekonomik yetersizlikler nedeniyle çalışmak zorunda oldukları, diğer bir bölümü ise ekonomik bağımsızlıklarını kaybetmemek veya mesleklerinden uzak kalmamak için çalışır. Her iki koşulda da çalışan annelerin en önemli sorunları aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir;
Çocuk bakıcısı arayışı,
Aşırı sorumluluk yüklenme, zihinsel ve bedensel yorgunluk,
Suçluluk duygusu.
a. çocuk bakıcısı arayışı
Çocuğunuza kimin bakacağına doğumdan önce anne ve baba birlikte karar verin.
Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişi bir akraba ise:
Bu kişinin çocuğunuza bakmaya gerçekten gönüllü ve uygun olduğundan emin olun,
Bu kişiden çocuğunuza mümkünse kendi evinizde bakılmasını isteyin,
Çocuğunuzun geceleri ve hafta sonları sizinle kalmasını sağlayın,
Bu kişiye çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizi açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bildirin.
Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişi bir çocuk bakıcısı ise,
Bu kişinin çocuk bakıcılığı için gerçekten yeterli ve uygun olduğundan emin olun,
Bu kişiden çocuğunuza kendi evinizde bakılmasını isteyin,
Evinizde yatılı kalarak çocuğunuza bakmasını talep etmeyin,
Bakıcının çalışma düzenini ve iş tanımını önceden belirleyin, çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizle birlikte açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bu kişiye bildirin,
Yeterli bir süre çocuğunuza bu kişiyle birlikte bakın ve çalışmaya başlamadan önce aşamalı olarak günün belirli saatlerinde evden uzaklaşarak çocuğunuzu bu uzun süreli ayrılığa yavaş yavaş alıştırın.
Çocuğunuza bakıcı ararken şunlara dikkat edin;
Bakıcıda aradığınız özellikleri önceden sıralayın ve önceliklerinizi belirleyin (tıpatıp beklentilerinize uygun biri karşınıza çıkmayabilir),
Bakıcıyı mümkünse evinde ziyaret edin, çocuklarıyla ilişkisini gözlemleyin,
Referanslarıyla ve komşularıyla görüşün, gerekli belgeleri temin edin.
Çocuğunuza bakıcı ararken şu özelliklere sahip olmasına dikkat edin;
Temiz, düzenli ve dürüst olmasına,
Aile yaşantısının düzenli olmasına,
Dakik ve elinin çabuk olmasına,
Sevecen ve güleryüzlü olmasına,
Esnek ve hoşgörülü olmasına, katı-kuralcı olmamasına,
Yeniliğe ve değişime açık olmasına, sabit fikirli olmamasına,
Sorumluluk ve insiyatif sahibi olmasına,
İletişim becerisinin olmasına,
Yaş ve kişilik olarak bakılacak çocuğun annesine benzemesine,
Sabırlı olmasına,
Eğitimli, kendini yetiştirmiş ve bilinçli olmasına,
Çocuğu ya da işe devamını etkileyecek bir rahatsızlığının olmamasına,
Sigara içmemesine.
b. aşırı sorumluluk yüklenme, zihinsel ve bedensel yorgunluk
Çalışan annenin en önemli sorunu aşırı sorumluluk yüklenmesi ve yorgunluktur; çünkü bu sorun annelere çözümsüz ve başa çıkılamaz gibi görünür. Alışıldık bir düzen vardır; evde ve işte yapılacaklar zaten belirlidir, şimdi hepsine geceyi gündüze katan bir bebek eklenmiştir ve gün 24 saattir, dolayısıyla yorgunluk kaçınılmazdır. Böyle değerlendirince, gerçekten de çalışan anne için yapılacak pek birşey yok gibi görünüyor. Oysa ki, durum hiç de öyle umutsuz değil, çalışan anneler iş listelerini pekala hafifletebilirler;
Gerek evde gerekse işte, yükünüzün arttığı dönemlerde bir süre yalnızca acil ve önemli olan işlerinizle ilgilenin
Bazı işleri başkalarına devretmeyi deneyin, işyerinde iş arkadaşlarınızdan; evde ise eşinizden, varsa diğer çocuklarınızdan veya yakınlarınızdan yardım isteyin. Çocuğunuz yokken evinizle, kadın olduğunuz için eşinizden daha çok ilgilenmiş olabilirsiniz, bu aynı düzenin devam edeceği anlamına gelmez.Eşiniz yeni doğan bebeğinizi emziremez belki ama, bugüne kadar hep sizin hazırladığınız akşam yemeğini hazırlayabilir. Aile içinde yapılabilecek ufak düzenlemeler size kısacık da olsa rahat bir nefes alma olanağı sağlayacaktır.
Yükünüzün çok arttığını hissettiğiniz yerde bazı alışkanlıklarınızdan tamamen vazgeçin, bunun için kendinize önceden "vazgeçilebilirler listesi" bile hazırlayabilirsiniz. Örneğin, ev işleri için düzenli bir yardımcı alamıyorsunuz ve iki haftada bir mutlaka mutfağın dolaplarının temizlenmesini gerekli buluyorsunuz ve artık buna ayıracak zamanınız yok. Eşiniz hayatta yapmaz böyle bir işi, anneniz çok yaşlı, akadaşınıza böyle bir şeyi teklif etmeyi düşünemezsiniz bile… O zaman bu alışkanlığınızdan vazgeçin ya da bu düşüncenizi terkedin; iki haftada bir mutlaka mutfağının dolaplarının silinmesini gerekli bulan bir kadın değilsiniz artık. Mutfak dolapları bekleyebilir, arkadaşlarınız bekleyebilir, müşteriler ve hatta müdürünüz bile bekleyebilir, ama çocuğunuz bekleyemez. İnsan yaşamında pek çok şeyden istifa edebilir herhalde, ancak annelikten istifa edemez.
c. suçluluk duygusu
Dozu değişmekle birlikte hemen her çalışan annenin yaşadığı bir duygudur suçluluk. Bu duyguyu hafifletmek için şöyle düşünebilirsiniz;
- çalışmak zorundayım (çocuğum için para kazanmam gerekiyor)
- çalışmayı seviyorum (çocuğum mutlu bir anneyi hakediyor)
Çalışan annelerin çoğu (ekonomik zorunluluklar nedeniyle doğumdan sonra işe başlayanlar dışında) çocuk sahibi olmadan önce de, çalışan kadınlardır. Önceden çalışma hayatı olan, üretken bir kadının uzun süre evde oturması, mesleki kaygılar, sosyal ve duygusal tatminsizlikler doğurur. Oysa her çocuk mutlu, üretken, kendisiyle barışık bir anneyi, kendisi için işini terketmiş, saçını süpürge etmiş bir anneye tercih eder. Unutmayın ki çocuğunuz sizin aynanızdır; siz mutluysanız o da mutlu olur, siz kaygılıysanız o da kaygılıdır, siz hayatla hep kavga ederseniz o da kavga eder.
İşlerinizi planlı yaparak, hiçbir şey için çocuğunuza ayırdığınız zamandan çalmayarak ve bu zamanı en verimli şekilde değerlendirerek suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışın. Hafta sonu onunla başbaşa yapacağınız bir doğa gezisi, haftanın 5 günü sabahtan akşama kadar onunla birlikte olup hiçbir şey paylaşmamaktan çok daha iyidir. Çocuğunuzla birlikte olduğunuz süre değil, bu süreyi nasıl değerlendirdiğiniz önemlidir. Bu sürenin azlığına ya da çokluğuna değil, çocuğunuzla kurduğunuz ilişkinin kalitesine ve bunu geliştirmeye odaklanmaya çalışın.
Suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışırken pratikte sizi zorlayan durumlarla karşılaşırsınız, bunların üzerinde çok fazla durmamaya gayret edin. Örneğin; çocuğunuzu kreşe veya bakıcı annesine bırakıp işe giderken ilk zamanlar arkanızdan bir süre ağlayacaktır, bu çok doğaldır.* Çocuğunuz bazen size bir yabancı gibi davranacaktır, babaannesine daha düşkün olacaktır veya bakıcı annesine "anne" diyecektir. Bunlar kuşkusuz her anneyi üzer ve suçluluk duygusunu artırır. Bu gibi durumları çocuğunuza bakan kişiye atfetmemeye çalışın, hatta çocuğunuz kendisine bakan kişiyi bu kadar sevdiği için sevinin. Bu durumları çocuğunuzun size verdiği bir mesaj olarak da algılayabilirsiniz; onunla daha çok birlikte olun ve oynayın.*2
Unutmayın,çalışan bir annenin çocuğu olmak hayatta insana kaybettirdiklerinden çok daha fazla şey kazandırır.
* Haftalarca süren ağlamalar ve bunlara eşlik eden başka sorunlar varsa, mutlaka bir uzmana başvurun.
*2 Annenin herhangi bir sebeple çocuğuna karşı ilgisiz olduğu durumlar burada söz edilenin dışındadır ve bunlar ayrıca ele alınmalıdır.

BOŞANMA ve ÇOCUK

BOŞANMA ve ÇOCUK
BOŞANMA SEBEPLERİ
Evlilik, her kurum gibi zaman zaman aksayan yönleri olan bir kurum, bu aksaklıklar giderilemediğinde ise sonuç ne yazık ki boşanmayla noktalanıyor. Evlilik süresince aileye yeni bir birey katıldıysa boşanma daha sancılı oluyor. Evliliğin bitmesine yol açan sebepler çok çeşitli olabilir, en çok görülen sebepleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
ekonomik sorunlar
eşlerin sosyo-kültürel yapı farklılıkları
cinsel sorunlar
iletişim bozukluğu
eşlerden birinin ihaneti
aile içi şiddet
Yukarıdaki sebepler nedeniyle evlilik sorunları yaşayan bir çiftin anne-baba olarak da çocuklarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilmelerini bekleyemeyiz; anne ya da baba ayrı ayrı çocuklarıyla sağlıklı ilişkiler kursalar bile, birlikte çocuklarına karşı tutarlı, dengeli tutum ve davranışlar sergilemekte güçlük çekeceklerdir. Bir evliliği başa çıkılamayan, çözüm üretilemeyen, süregen sorunlarla devam ettirmenin çocuk üzerinde yaratacağı olumsuz etkiler, bazen boşanmanın kendisinin yaratacağı etkilerden daha fazla ve yıkıcı olabilir.
Boşanmanın sebebi ve şekli, çocukların boşanmadan ne kadar etkileneceğini belirler;
Örneğin, anlaşmazlık (iletişim bozukluğu) nedeniyle biten bir evlilikle, eşlerden birinin ihaneti sonucu biten bir evliliği karşılaştıralım. İlkinde, eşler daha uzlaşmacı ve çocukla ilgili sorunların üstesinden gelmek konusunda daha akılcı davranabilirler. İkinci durumda ise, eşler birbirlerine karşı daha öfkeli ve düşmanca tutumlar sergilerler, durum böyle olunca isteseler de uzlaşmacı olamazlar. İkinci tip boşanmalarda ise çocuklar doğal olarak daha fazla zarar görürler.
BOŞANMA SÜRECİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR
Sizi boşanma kararı almaya iten sebepler ne olursa olsun, boşanma kararınızı kesin olarak vermeden önce, aşağıdaki konuları gözden geçirdiğinizden emin olun;
Yaşadığım sorunların ve mutsuzluğumun sebebi evliliğim, başka sorunları evliliğime atfetmiyorum,
Evliliğimi kurtarmak için elimden gelen herşeyi yaptım,
Bu kararı uzun sürede ve etki altında kalmadan verdim,
Eşim de, ben de ilişkimize yeterince zaman tanıdık,
Çocuğumuz ve ben boşanma olayından etkileneceğiz,
Boşandıktan sonra ortaya çıkabilecek yeni sorunlarla başa çıkabilecek gücüm var,
Yalnızca eşimden boşanıyorum, çocuğumdan değil (özellikle babalar için),
Eşimin de benim de çocuğumuza ihtiyacımız var, çocuğumuzun hem bana hem eşime ihtiyacı var, o yalnız birimize ait değil.
Kararınızı kesin olarak verdiyseniz veya siz istemeseniz de eşiniz kesin olarak sizden boşanmaya karar verdiyse çocuğunuzun boşanma sürecinden olabildiğince az etkilenmesini sağlayabilmek için aşağıdaki maddeleri yerine getirmeye çalışın;
Boşanmanın ne olduğu ve boşanmadan sonra anne, baba ve çocuğun yaşamında ne gibi değişiklikler olacağı konusunda çocuğu bilgilendirmek ve bilinçlendirmek gerekir. Boşanma sürecinde, şehir veya ev değiştirme, bakıcı değiştirme, yeni bir evlilik vb. yaşam değişikliklerini erteleyin. Yaşanması zorunlu bazı değişiklikler varsa, bunlara kademeli geçişler yapmaya gayret edin. Çünkü her değişim, olumlu da olsa ekstra çaba gerektirir ve çocuğunuz için hepsine birden uyum sağlamak güç olabilir. Aynı sebeple, boşanma sonrası çocuk eşlerden hangisiyle kalacaksa, o ve çocuk ailenin boşanmadan önce yaşadığı mekanda yaşamaya devam etmelidir.
Eşler, kendi ailelerini de toplayarak (babaanne, hala , dayı vb.) hep birlikte bir toplantı yapmalı ve çocukla ilgili alınan kararlardan herkesin haberi olmalıdır. Böylece herkes çocuk için işbirliğinin kaçınılmaz olduğunu hatırlatmış olur, çocuğun bu durumdan çok etkilenebileceğinin ve bu konuda herkesten duyarlılık beklendiğinin altı çizilir ve kararlarda herkesin katkısı olduğundan kurallar daha az çiğnenir.
Çocuktan ayrı yaşayacak olan eş, kademeli olarak evden ayrı kalmaya başlamalıdır; bu süreç haftada bir günden 5-6 güne kadar çıkarıldığında çocuk ayrılığa daha kolay adapte olur. Boşanmadan sonra, çocuklar her iki eşle de sürekli ve düzenli olarak görüşmeye devam etmelidir. Siz artık sevgili veya karı-koca olmayabilirsiniz ama onun için halen anne-babasınız. O sizleri beraber tanıdı ve beraber istiyor, bunu anlamaya çalışın ve ayrılığınıza alışması için ona zaman verin. Çocuğunuza anne ve babanın bibirlerinden ayrılmalarının çocuklarından ayrılmaları anlamına gelmediğini anlatın. Hep birlikte sık sık biraraya gelin (Kendinizi,eşinizle bu biraraya gelişleri kimseye açıklamak zorunda hissetmeyin !!!).
Eşler boşanmanın çocukları için olduğu kadar kendileri için de zor olduğunu unutmamalı ve boşanmayı bir son değil, bir başlangıç olarak kabul etmelidirler. Öfke, yalnızlık duygusu, depresyon, kaygı gibi psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir, bunlar doğaldır, gerekirse profesyonel yardım almaktan çekinmemek gerekir. Kendilerini ne kadar çabuk toparlarlarsa çocuklarına da o kadar çok yararlı olabilirler. Unutmamak gerekir ki, çocuklar yeni karşılaştıkları her durumun ne denli tehdit edici olup olmadığını anlamak için genellikle yetişkinlerin tepkilerine bakarlar. Sürekli ağlayan bir anne çocuğa durumun kötü olduğu, neşeli ve çabalayan bir anne ise her şeyin yolunda gittiği izlenimini verecektir.
Eşler çocukları kesinlikle birbirlerine karşı kullanmamalıdır; çocuk hiçbir şekilde taraf ve tanık tutulmamalıdır. Yeni düzenlemelerle ilgili kararlar alırken çocuğunuzun onayını alın ama çocuğunuzu karar verme sorumluluğu altında ezmeyin.
Çocuk, boşanmış bir anne-babanın çocuğu olmayı çevresine karşı bir silah gibi kullanmamalıdır. Her konuda gereksiz tavizler vererek çocuğun boşanmadan alacağı yaralar yalnızca artırılır, azaltılmaz. Her gün çikolata yemesine izin vererek çocuğunuzun boşanma olayından daha az etkilenmesini sağlayamazsınız, sadece çikolataya daha çok alışmasını sağlarsınız.
Çocukla ilgili her konuda eşler birbirleriyle çelişen davranışlarda bulunmamaya gayret göstermeli, ortak bir yol izlenmelidir. Babanın evinde izin verilen bir şeye, annenin evinde yasak konulmamalıdır.
Çocuklar anne-babalarının boşanmasından kendilerini suçlayabilirler. Bu yüzden, boşanma sebebeinin çocukla hiçbir ilgisinin olmadığı, bunun anne ile babanın arasındaki anlaşmazlıktan kaynaklandığı açıkça anlatılmalıdır.
Çocuk anne-babasının yerine kimseyi koymak istemez, buna saygı duymak gerekir. Boþanma sonrası eşlerden biri yeni bir ilişki yaşıyorsa çocuğun bunu boşanmayı kabullenene kadar bilmemesi gerekir.
Boşanma sırasında, çocuklar mahkeme, eşya dağılımı, nafaka gibi konulardan haberdar edilmemelidir.

Anne-babası boşanmış veya boşanma aşamasında olan bir çocukla ilişkisi olan herkes için iki uyarı :
LÜTFEN,
Çocuğun yanında bu konuyu konuşmayın, özellikle de eşlerden birinin tarafını tutan veya kötüleyen sözler sarfetmeyin.
Boşanma olayını çocukla ilişkilendirmeyin ve çocuğa bu anlama gelen sözler sarfetmeyin;
Anne ya da babasının kendisini sevmediği için, çok yaramazlık yaptığı için, başka bir kadınla birlikte olmayı tercih ettiği için vb. terkettiğini asla söylemeyin. Bu boşanan çiftlerin ailelerinin ve hatta kendilerinin de çok düştüğü bir hatadır. Hernekadar bu sözler gerekçelendirilirken “çocuk anne veya babadan soğusun da aramasın” gibi bir iyi niyet öne sürülüyor olsa da, bu ne inandırıcı ne de çok akılcıdır. Bu gibi sözlerle çocuğu teselli etmez, ona ancak “terkedilmişlik duygusu ve/veya suçluluk duygusu” enjekte etmiş oluruz. Böylece çocuk terkedildiğini çünkü sevgiye layık olmadığını, değersiz olduğunu düşünür. Bu gibi sözlerin çocuklarda ne kadar derin ve onarılması zor yaralar açabileceğini düşünebiliyor musunuz ?
Anne-babalar için son uyarı :
Boşanmaya karar vermeden önce, eşinizle birlikte hareket ederek, çocuğunuzun boşanmanızdan olabildiğince az etkilenmeslini sağlamak için tüm önlemleri alsanız da, çocuğunuz bu olaydan çok etkilenebilir. Bazen de çok dikkatsiz davranırsınız ama çocuğunuz fazla etkilenmez. Bunun iki sebebi vardır; birincisi her çocuk her olaydan aynı oranda etkilenmez, ikincisi olayın etkileri eşit olsa bile tepkiler ve tepkinin zamanı farklı olabilir.
Buna ilaveten, boşanma olayı çocukları kuşkusuz etkiliyor, ancak çocuklar olayın kendisinden çok, oluş biçiminden, süreç içerisinde yaşananlardan etkileniyorlar. Çocuklara birşeyi anlatmanın bin çeşit yolu var. Önemli olan çocuğumuz için doğru olan yolu bulabilmek. Bizim çocuğumuz için, bizim koşullarımızda doğru olan bir yol, bir başka çocuk için onun koşullarında doğru olmayabilir. Çocuğunuzu boşanma sürecine hazırlama konusunda profesyonel yardım almaktan çekinmeyin lütfen, bunu utanılacak bir şey olarak görmeyin. Bunu yaparken de olabildiğince erken, boşanma kararı almadan veya hemen sonrasında yapın. Bu arada, boşanma aşamasında çocukları için profesyonel yardım alırken, iletişim sorunlarını çözebildiğini görerek, evliliğini sürdürmeye karar veren çiftlerin sayısının da çok olduğunu hatırlatmak isterim.

Suçiçeği

Döküntülü Hastalıklar:
Suçiçeği
Suçiçeği, virusların neden olduğu bir bulaşıcı hastalıktır. Daha çok okul çağında görülmekle birlikte, her yaşta görülebilir. En iyi bilinen bulgusu, döküntüdür. Döküntü, başda ve sırtta başlar, 3-4 gün içinde hızla yayılarak tüm vücudu kaplayabilir. Döküntünün 3 evresi vardır:
· Önce küçük kırmızı, kaşıntılı kabarcıklar oluşur,
· Ardından her bir kabarcığın içi şeffaf bir sıvıyla dolar,
· Kabarcıklar büyür, kabuklanır ve dökülür.
Her bir kabarcığın kabuğu dökülene kadar çocuk bulaştırıcıdır, bu da, döküntünün başlangıcından itibaren yaklaşık 10 günlük bir süreye tekabül eder.Döküntünün, saçlı deride, ağız içinde ve genital organlarda da çıkması, çocuğu çok rahatsız edebilir.Döküntü dışındaki bulguları şöyle sıralayabiliriz: ateş, hafif başağrısı, iştahta azalma, halsizlik. Kimi çocuklarda suçiçeği çok hafif seyreder, ve hastalık süresince çocuk kendini çok iyi hisseder.
Suçiçeği olan çocuğa nasıl bir bakım gereklidir?
Kaşıntının önlenmesi: Kaşıntı, özellikle akşamları artar ve çocuğu en çok rahatsız eden bulgudur. Yaşına uygun bir anti-histaminikle belirgin rahatlama sağlanabilir. (benadryl, tavegyl, atarax, zyrtec gibi ilaçlardan doktorun seçeceği biri)
Losyon kullanımı: Kaşıntının önlenmesinde yarar sağlarlar.
Ateş kontrolü:İlk seçilecek ilaç, çocuğun kilosuna göre parasetamoldür (calpol, termalgine, tylol, tamol vb) Aspirin suçiçeğinde kesinlikle kullanılmamalıdır.
Yeterli sıvı verilmesi: İştah azalmasına bağlı olarak su kaybı olabilir. Bunu önlemek için,çocuk olabildiğince sıvı ağırlıklı hafif gıdalarla beslenmelidir. Acılı, baharatlı yiyecekler ve karbonatlı içeceklerden kaçınılmalıdır. Çocuğu, ağrı kesici sonrasında ağrıları azaldıktan sonra beslemek daha kolaydır.
Döküntünün mikrop kapmasının önlenmesi: Öncelikle su dolu keseciklerin patlatılmasını önlemeye çalışmak gerekir. Küçük çocuklarda geceleri pamuklu eldiven giydirmek yararlı olabilir. Suçiçeği döküntüsü, ciltte 6-12 ayda kaybolan koyu renk bir iz bırakır. Yeterli özen gösterilmeyen ve mikrop alan kabarcıklar, kalıcı iz bırakabilir.
Kıyafet: Hafif giydirmek ve sık kıyafet değiştirmek, çocuğu rahatlatır.
Bulaşıcılık:suçiçeği, çok bulaşıcı bir hastalıktır. Öksürük ve yakın temasla, hava yoluyla bulaşır. Hastalık bulaştıktan 10-21 gün sonra belirtiler ortaya çıkar. Döküntüden 1-2 gün önce de, bulaştırıcılık başlar. Sağlıklı çocuklar, genelde suçiçeğini hafif atlatırlar. Nadir de olsa, menenjite varan ciddi komplikasyonlar görülebilir. Suçiçeğinin aşısı vardır, ve 12. Ayda tek doz aşı koruyuculuk için yeterlidir. Daha önceden suçiçeği geçirmemiş ve suçiçeği ile temas etmiş hamileler, kalp, böbrek, şeker hastalığı olanlar ve bağışık sistem hastalığı olanlar, temas sonrası hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdırlar.
Ne zaman doktoru tekrar aramalı?
Döküntülerin etrafında kızarıklık, şişlik, hassasiyet, iltihaplanma olursa,
Dehidratasyon (su-kaybı) bulguları görülürse,
Dalgınlık, uykuya eğilim, kolayca uyandırılamama, halüsinasyonlar görülürse,
Ciddi başağrısı, ense sertliği/ağrısı ve sırt ağrısı başlarsa,
Tekrarlayan kusmalar olursa,
Çocuğa yeterli sıvı verilemezse,
Nefes alma güçlüğü, sık nefes alıp verme, göğüs ağrısı, hırıltılı nefes alma, şiddetli öksürük varlığında,
Dengesiz yürüyüş ve güçsüzlük/halsizlik gelişirse,
Ateş 4. gün hala düşmemişse,
Gözlerde kızarıklık, ağrı, görme bozukluğu olursa,
Çocuk hastalık başlangıcına göre daha "hasta" görünüyorsa.
Döküntülü Hastalıklar sayfasına geri dönmek için tıklayınız

Kusma ve İshal

Kusma ve İshal
Kusma:
Çocuklar hastalandıklarında, vücut sıvılarını hızla kaybederler. Bu olaya “dehidratasyon” denir; dehidratasyon bulguları görüldüğünde, mutlaka hekime başvurulmalıdır.
Dehidratasyon bulguları:
Ağızda ve gözlerde kuruluk,
Bebeklerde, bezin 4-5 saat süreyle kuru kalması –idrar olmaması,
Büyük çocuklarda 6-8 saat süreyle çiş yapmama
Kusma, çocuklarda çok yaygın bir bulgudur, ve soğuk algınlığından , ciddi enfeksiyonlara kadar bir çok etkene bağlı olarak ortaya çıkabilir.
Kusmada uygulanması gereken diyet:
Mideyi dinlendirmek amacıyla, çocuğa 2-4 saat süreyle yiyecek içecek verilmemelidir.
15-30 dakikada bir hafif sulu gıdalara başlayın. Süt ve süt ürünleri vermeyin, katı gıdalardan uzak durun.
Bir defada bir çorba kaşığından fazla miktarda sıvı vermeyin; fazla miktarda sıvı kusmayı tekrar başlatabilir. Çocuğunuz, su kaybı nedeniyle çok miktarda içmek isteyebilir, kesinlikle fazla miktarda vermeyin. Unutmayın, kusan çocuk, sadece sizin ona fazladan verdiğiniz 1 kaşığı değil, onun için yaşamsal önemi olan sodyum, potasyum vb içeren mide sıvılarını da kusacaktır. Ge-Oral yada ORS adıyla satılan ve tuz, şeker, karbonat içeren tozu, paket üzerinde belirtilen miktarda kaynamış soğumuş suyla karıştırarak, kaşık kaşık içirin.
1 yaşından büyük çocuklarda hafif çorbalar, meyve suları yukardaki ölçülere uyulmak kaydıyla verilebilir.
Kusma tekrarlamaz ise, 24 saat süreyle hafif gıdalar içeren bir diyete başlayın. İkinci 24 saat içinde yavaş yavaş normal gıdalara geçin.
Kesinlikle hekim önerisi olmadan antibiyotik başlamayın.
İshal
Fazla yememeye bağlı olarak, 1-2 gün barsak hareketleri yavaş olacak, çocuk fazla kaka yapmayacaktır. Kusma geçmesine rağmen ishal devam ederse,
İlk 1-2 gün için; muz, pirinç, elma/şeftali, çay, ekmek
Ardından: Haşlanmış patates, yağsız makarna, haşlanmış tavuk, çorba (havuçlu, patatesli, pirinçli ve yağsız)
Kızarmış ve baharatlı gıdalardan kaçınılmalıdır.
Bu dönemde;
Sıvı kaybına bağlı açığın kapatılması için,kusma olmadığı sürece, normalin üzerinde sıvı alımı,
İshal sık ise, fazla şekerli içeceklerin alınmaması,
Hekime danışmadan ilaç, özellikle antibiyotik verilmemesi çok önemlidir.

Ancak;
Yukarıdaki önlemlere rağmen ağız ve dudakların kuru olması,
Susuzluk hissinin kaybolmaması,
8-12 saat süreyle çocuğun çiş yapmaması –bebeklerde bu kadar beklememelidir-
normalden fazla uyku hali,
ağlama sırasında gözyaşı gelmemesi,
şiddetli, sulu, köpüklü, sümüklü, kanlı, yeşil kaka yapması ,
çiş yaparken acı hissetme,
baş veya boyun ağrısı, ense sertliği,
döküntü olması,
çocuğun davranışlarında bir gariplik fark edilmesi,
ateş yükselmesi,
karın ağrısının devam etmesi durumunda mutlaka yeni yapılmış bir kaka örneğiyle birlikte hekime başvurulmalıdır.

Kolik- gaz sancısı

İlk 3 ayın en sık görülen sorunuKolik- gaz sancısı
Kolik nedir?
Herhangi bir sağlık sorunu olmayan sağlıklı bebekte, her tür kontrol edilemeyen ağrıya "kolik" denir. Bu durum, bebeklerin ortalama %20'sinde mevcuttur.
Bu bebekler, günde ortalama 3 saatten fazla ağlarlar,
Bu durum, haftada 3 günden fazla tekrarlar.
İlk bebekle sonrakiler arasında, kız bebekle erkek bebek arasında sıklık farkı yoktur. Tedavi gerektiren herhangi bir tıbbi soruna bağlı olmamasına rağmen, belki anne-babaların en sık doktora başvurma nedeni budur, aileyi en çok gaz sancıları telaşlandırır. Önceleri korkuyla karışık bir telaş; "Acaba anlaşılamayan bir sorun mu var?" Daha sonra ne pahasına olursa olsun bu sancıyı dindirip bebeği rahatlatma isteği.
Bebekte kolik -gaz sancısı olup olmadığı nasıl anlaşılır?
Bebeklerin tamamı ara sıra ağlar, ağlamayanı yoktur. Her ağlamasının da, mutlaka hemen o anda çözümlenebilecek bir nedeni de olmayabilir. Ancak bu ağlama, günde iki-iki buçuk saati geçmez. Ancak gazlı bebek;
Sürekli ağlama 3 saatten fazla sürer,
Genellikle saat 18.00-24.00 arasında olur, akşam saatlerinde şiddetlenir,
Bebek son derece huzursuzdur,
Bacaklarını çeker, gaz çıkarır.
Gaz sancıları, bebek 2 haftalık olduğunda başlar, 4. haftada şiddetlenir, 3. Ayda büyük ölçüde kaybolur. Ne yazık ki, az sayıda bebekte, 6-9. aya dek devam edebilir.
Neden bazı bebeklerde kolik vardır?
Yıllardır bu soruya cevap aranıyor. En çok suçlanan da, bebeklerin henüz gelişmemiş sindirim sistemi. Bebeğin emdiği anne sütü yada mamanın parçalanıp sindirilebilmesi için gereken barsak ve pankreastan salgılanan kimi maddeler vardır; biz bunlara "enzim" diyoruz. Bebeklerde, ilk aylarda sindirim enzimleri son derece azdır.
Kolik tehlikeli midir?
Hayır, ev halkını huzursuz edip uykusuz bırakmak dışında hiç bir tehlikesi yoktur! Tek bir şartla; bir çocuk hastalıkları uzmanı tarafından, ağlama ve huzursuzluğun fıtık vb. herhangi bir nedene bağlı olmadığının belirlenmesi gerekir.
Gaz sancısı olan bebekler, sağlıklı bebeklerdir, ortalamanın üzerinde büyür ve gelişirler, gaz sancılarından herhangi bir zarar görmezler.
Annenin beslenmesi ile bebeğin gazı arasında ilişki var mıdır?
Kolik, gerek anne sütü gerekse formül mama ile beslenen bebeklerde görülebilir. Emziren anneler, genellikle kendi yedikleri ile bebekte gaz sancızı düzeyi arasında bir ilişki olduğunu farkederler. Örneğin, inek sütü içtikleri zaman bebek daha huzursuzdur. Şiddetli gaz sancısı çeken bebek varlığında, annenin inek sütü ve süt ürünlerini bir kaç gün keserek bir değişiklik olup olmadığını gözlemlemelidirler. Değişiklik yoksa, rahatça süt içmeye devam edebilirsiniz, çünkü emziren anne diyetinde günde 500 mililitre süt olması aslında kalsiyum ihtiyacının karşılanması açısından gereklidir.
Kimi anneler, baharatlı gıdaları, buğday ürünlerini, kimi sebzeleri kolikten sorumlu tutarlar. Bunda da gerçeklik payı vardır. Alkol ile çay-kahve de şüpheli maddelerdendir. Baharatlı gıdalardan, kuru fasülye,nohut, lahana, karnıbahar, brokoli, sarmısak gibi gıdalardan bir kaç gün uzak durmak yarar sağlayabilir. Yarar görürseniz, birer birer, 3-4 gün ara ile saydığımız gıdaları diyetinize ekleyerek, bebeğin tepkisine göre hangisinin gaz yaptığını saptamaya çalışın, ve ondan uzak durun.
Formül mama ile beslenen bebeklerde yapılacaklar daha sınırlı; doktorunuzla görüşerek, daha az gaz yapıcı bir mama kullanmaya başlayın.
Bir de, bebeğin beslenme sırasında hava yutmasından sakınmak gerekir, gerek biberon gerekse anne sütüyle beslenen bebeklerde, emerken hava yutturmamaya dikkat! Meme başını, etrafındaki kahverengi alanla birlikte, olabildiğince geniş olarak bebeğin ağzına verin, yanlardan hava yutmasın; biberon alıyorsa, biberonu yatay değil de, dik tutun, bebeğe sadece mama gitsin, hava yutmasın.

Kızıl:

Döküntülü Hastalıklar
Kızıl:
Halk arasında beta mikrobu olarak bilinen A grubu beta hemolitik streptokok adı verilen bir bakterinin neden olduğu döküntülü bir hastalıktır.
3 yaşından önce pek görülmez.
Kuluçka dönemi 1- 7 gündür
Hastalık belirtileri: ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı,yutma güçlüğü, kusma ve bunlardan 1-2 gün sonra ortaya çıkan döküntü. Alın ve yanaklar kızarır, ağız çevresi soluk renklidir. Döküntünün başlangıcından 2-3 hafta sonra, ellerde deri soyulmaları görülür.
Kızıl geçiren çocuğun bakımı:
Yatak istirahati,
Sulu ve yumuşak gıdalarla beslenme,
Ateş kontrolü:İlk seçilecek ilaç, çocuğun kilosuna göre parasetamoldür (calpol, termalgine, tylol, tamol vb)
Doktor önerisiyle uygun antibiyotik kullanımı: Kızılın burada açıklanan diğer döküntülü hastalıklardan farkı, antibiyotik kullanımının mutlaka gerekli olmasıdır.
Yeterli sıvı verilmesi: İştah azalmasına bağlı olarak su kaybı olabilir. Bunu önlemek için,çocuk olabildiğince sıvı ağırlıklı hafif gıdalarla beslenmelidir. Acılı, baharatlı yiyecekler ve karbonatlı içeceklerden kaçınılmalıdır. Çocuğu, ağrı kesici sonrasında ağrıları azaldıktan sonra beslemek daha kolaydır.
Rahatsız edici öksürük varlığında yumuşatıcı ilaçlar kullanılması.
Ne zaman doktoru tekrar aramalı?
Antibiyotik başlandıktan 48 saat sonra ateş hala düşmemişse,
Dehidratasyon (su-kaybı) bulguları görülürse,
Dalgınlık, uykuya eğilim, kolayca uyandırılamama, halüsinasyonlar görülürse,
Ciddi başağrısı, ense sertliği/ağrısı ve sırt ağrısı başlarsa,
Tekrarlayan kusmalar olursa,
Çocuğa yeterli sıvı verilemezse,
Nefes alma güçlüğü, sık nefes alıp verme, göğüs ağrısı, hırıltılı nefes alma, şiddetli öksürük varlığında,
Çocuk hastalık başlangıcına göre daha "hasta" görünüyorsa.
Hastalıktan 2-3 hafta sonra idrar renginde kızarıklık, eklemlerde ağrı, şişlik, yüzde şişme olursa.

Kızamıkçık:

Döküntülü Hastalıklar
Kızamıkçık:
Kızamıkçık, solunum yoluyla veya direkt temasla bulaşan ve 3 gün kadar süren bir döküntüyle seyreden bir hastalıktır.
Tipik belirti: döküntü, ensede ve kulak arkasında lenfadenopati (beze). 2-3 hafta süren bir kuluçka döneminden sonra hafif ateş, başağrısı, nezle hali ve öksürük başlar. Döküntü, yüzden başlar, hızla vücuda yayılır. Pembemsidir. 2. Günden itibaren solmaya başlar, 3. gün kaybolur. Hastaların %25’i, hastalığı döküntüsüz geçirir ve tanı konamaz.
Bulaştırıcılık: Döküntüden 1 hafta önce başlar, 2 hafta sonra sona erer. Hastalığı geçirenlerde yaşam boyu bağışıklık gelişir, bir daha kızamıkçık geçirmezler.
Kızamıkçıklı çocuğun bakımı:
Yatak istirahati,
Sulu ve yumuşak gıdalarla beslenme,
Ateş kontrolü:İlk seçilecek ilaç, çocuğun kilosuna göre parasetamoldür (calpol, termalgine, tylol, tamol vb)
Yeterli sıvı verilmesi: İştah azalmasına bağlı olarak su kaybı olabilir. Bunu önlemek için,çocuk olabildiğince sıvı ağırlıklı hafif gıdalarla beslenmelidir. Acılı, baharatlı yiyecekler ve karbonatlı içeceklerden kaçınılmalıdır. Çocuğu, ağrı kesici sonrasında ağrıları azaldıktan sonra beslemek daha kolaydır.
Rahatsız edici öksürük varlığında yumuşatıcı ilaçlar kullanılması.
Kızamıkçık hastalığının aşısı vardır, ve her sağlıklı çocuğa 15. ayda kızamık ve kabakulak aşılarıyla birlikte yapılmalı, gerekli dönemlerde de, tekrarlanmalıdır.
Ne zaman doktoru tekrar aramalı?
4. gün döküntüde solma başlamamışsa,
Ateş 4. gün hala düşmemişse,
Dehidratasyon (su-kaybı) bulguları görülürse,
Dalgınlık, uykuya eğilim, kolayca uyandırılamama, halüsinasyonlar görülürse,
Ciddi başağrısı, ense sertliği/ağrısı ve sırt ağrısı başlarsa,
Tekrarlayan kusmalar olursa,
Çocuğa yeterli sıvı verilemezse,
Eklemlerde ağrı, şişme, kızarıklık olursa,
Nefes alma güçlüğü, sık nefes alıp verme, göğüs ağrısı, hırıltılı nefes alma, şiddetli öksürük varlığında,
Dengesiz yürüyüş ve güçsüzlük/halsizlik gelişirse,
Çocuk hastalık başlangıcına göre daha "hasta" görünüyorsa.

Kızamık:

Döküntülü Hastalıklar
Kızamık:
Bilinen en eski ve çocukluk çağının en sık görülen döküntülü hastalığıdır. Yaygın aşılama sayesinde, son yıllarda sıklığı ve tehlikesi azalmaya başlamıştır.
· Kızamık virüsü adlı bir virüs yoluyla yayılır.
· Kış ve ilkbahar aylarında daha fazla görülür.
· Hastalar virüsü boğazlarında taşırlar
· Hasta ile temas eden kişi hastalığı başka birine bulaştırmaz
· Kızamık geçirmiş annelerin bebeklerinde ilk 3-4 ay kızamık görülmez
· Virüs, solunum yoluyla bulaşır
· Bir kez geçiren kişide hayat boyu bağışıklık bırakır.
Hastalığın Belirtileri:
Hastalık bulaştıktan sonra 10-12 gün kuluçka dönemi vardır. Bu dönemin ardından, ateş, gözlerde kızarma ve öksürük ile giden bir nezle hali başlar. Bu dönem 3-4 gün sürer ve soğuk algınlığından ayırt edilmesi zordur. Ardından döküntü başlar.
Kızamık döküntüsü alın ve enseden başlar, yüze, boyuna, kollara ve gövdeye yayılır. Ateş, her zaman döküntüyle birlikte bulunur. 3. günden itibaren, esmer bir iz bırakır ve pullanma ile döküntü solmaya başlar.
Kızamıklı çocuğun bakımı:
Önce bir yanlış inanışı düzeltelim; kızamıklı çocuğa ilaç verilir. Kızamıklı çocuğun ateşi düşürülür. İlaç verilmesi, halk arasında inanıldığı gibi "kızamığın içe dökülmesine" ve çocuğa zarar vermesine neden olmaz.
Yatak istirahati,
Sulu ve yumuşak gıdalarla beslenme,
Ateş kontrolü:İlk seçilecek ilaç, çocuğun kilosuna göre parasetamoldür (calpol, termalgine, tylol, tamol vb)
Yeterli sıvı verilmesi: İştah azalmasına bağlı olarak su kaybı olabilir. Bunu önlemek için,çocuk olabildiğince sıvı ağırlıklı hafif gıdalarla beslenmelidir. Acılı, baharatlı yiyecekler ve karbonatlı içeceklerden kaçınılmalıdır. Çocuğu, ağrı kesici sonrasında ağrıları azaldıktan sonra beslemek daha kolaydır.
Rahatsız edici öksürük varlığında yumuşatıcı ilaçlar kullanılması.
Kızamık hastalığının aşısı vardır, ve her sağlıklı çocuğa 9. ayda yapılmalı, gerekli dönemlerde de, tekrarlanmalıdır.
Ne zaman doktoru tekrar aramalı?
4. gün döküntüde solma başlamamışsa,
Ateş 4. gün hala düşmemişse,
Dehidratasyon (su-kaybı) bulguları görülürse,
Dalgınlık, uykuya eğilim, kolayca uyandırılamama, halüsinasyonlar görülürse,
Ciddi başağrısı, ense sertliği/ağrısı ve sırt ağrısı başlarsa,
Tekrarlayan kusmalar olursa,
Çocuğa yeterli sıvı verilemezse,
Nefes alma güçlüğü, sık nefes alıp verme, göğüs ağrısı, hırıltılı nefes alma, şiddetli öksürük varlığında,
Dengesiz yürüyüş ve güçsüzlük/halsizlik gelişirse,
Çocuk hastalık başlangıcına göre daha "hasta" görünüyorsa.
Döküntülü Hastalıklar sayfasına geri dönmek için tıklayınız