GEBELİKTE VAJİNİT
--------------------------------------------------------------------------------
Gebelikte artan östrojen hormonu nedeniyle anne adaylarının çoğunda berrak ya da beyaz, kokusuz, bazen günlük ped kullanacak kadar fazla olabilen akıntı olur. Buna fizyolojik akıntı adı verilir. Ancak akıntının nitelikleri daha farklıysa, yani sarı, kahverengi, kırmızı gibi bir rengi varsa, kötü kokuluysa, beraberinde kaşıntı, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma gibi belirtiler varsa genital sistemde bir enfeksiyon sözkonusu olabilir. Bu durumlarda sıklıkla vajinit söz konusudur ve aşağıda anlatılan nedenlerle mutlaka doktor değerlendirmesi gerektirir.
Giriş
Gebelikte anne adaylarının önemli bir kısmında akıntı vardır. Ancak çoğu durumda bu gebeliğe bağlı fizyolojik bir akıntıdır ve tedavi edilmesi gerekmez. Bazı anne adaylarında ise vajinada enfeksiyon yapan etkenler söz konusudur ve bu durumda akıntının da nitelikleri fizyolojik akıntı tanımlamasının tamamen dışındadır.
Vajinit yani vajina enfeksiyonu mantar, parazit ya da bakteri enfeksiyonlarına bağlı olarak meydana gelir. Bazı durumlarda bu etkenlerin ikisi ya da tümü birden beraberce enfeksiyon yaratırlar.
Mantar enfeksiyonu
Kadınların yaklaşık %75'i hayatlarında en az bir kez vajinal mantar enfeksiyonu geçirirler. Gebelik, doğum kontrol hapı kullanımı ve kontrolsüz şeker hastalığı mantar enfeksiyonunu kolaylaştıran etkenlerdir.
Candida albicans ve/veya Torulopsis Glabrata adı verilen iki mantarın neden olduğu bu vajinit türünün en sık görülen bulgusu vulva ve vajinada yoğun kaşıntıyla birlikte peynir kesiği şeklinde, beyaz renkli, kokusuz akıntıdır. Bazen akıntı çok yoğun olabilir. Dış genital bölgede enfeksiyonun kendisine ve kaşıntıya bağlı olarak kızarıklık olabilir. Bazı durumlarda kaşınmanın yarattığı tahriş idrar yaparken yanmaya neden olabilir.
Bu şikayetlerle başvuran anne adaylarında tanı koymak kolaydır. Gerektiği durumlarda vajinal salgı örneklerinde mantarı görmek ya da kültürde mantarı üretmek gerekebilir.
Muayenede tesadüfen mantar saptanması durumunda anne adayının bir şikayeti yoksa tedavi etmeye gerek yoktur. Şikayetler belirginse gebelikte kullanıma uygun lokal (fitil ya da krem şeklinde) tedavi tercih edilir. Bazı anne adaylarında gebelik boyunca tekrarlayıcı mantar enfeksiyonları meydana gelse de gebeliğin bitiminde bu enfeksiyonlar genellikle ortadan kalkar.
Trikomonas vajiniti
Gebelikte anne adaylarının yaklaşık %20'sinde trichomonas vaginalis adlı parazitin yarattığı vajinite rastlanır. Kuyruklarıyla hareket eden ve vajinal ortamda kolaylıkla üreyerek vajinite yol açan bu parazit cinsel yolla bulaşabileceği gibi ortak kullanılan tuvaletlerden, havlulardan ve iç çamaşırlardan, havuzdan da bulaşabilmektedir. Bu yüzden cinsel ilişkide bulunmamış kadınlarda da görülebilir.
Trikomonas vajinitinin en sık görülen belirtileri sarı, köpüklü, kötü kokulu bol vajinal akıntı ve sıklıkla vulvada (genital bölgenin dış kısmında) kaşıntıdır. Tedavide gebelilkte kullanıma uygun fitil ya da tablet şeklindeki ilaçlar verilir.
Trikomonas vajiniti cinsel yolla bulaşan hastalıklar grubunda yeraldığından anne adayıyla birlikte eşinin de tedavi edilmesi gerekir. Enfeksiyondan korunmada cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma önlemlerine uyulması çok önemlidir. Ortak kullanıma açık tuvaletlerde dikkatli olmak, iç çamaşır ve havlu gibi özel eşyaları başkalarıyla paylaşmamak ve temiz olduğundan emin olunmayan havuzlara girmemek uyulması gereken diğer kurallardır.
Trikomonas vajinitinin erken doğum tehdidi ya da suların erken gelmesine neden olduğu ileri sürülse de bu henüz kanıtlanmış değildir. Bu şüpheler nedeniyle trikomonas tesadüfen saptandığında anne adayında bir şikayete neden olmasa da mutlaka tedavi edilir.
Gardnerella vajiniti (Bakteryel vaginosis)
Bu vajinit türü de vajinanın normal florasının doğal bileşeni olan laktobasillerin sayıca azalması ve yerini başta gardnerella vajinalis olmak üzere diğer bazı bakterilerin almasıyla oluşur ("flora" vücudun mukozalarında (barsak, ağız, burun, vajina) ortama zarar vermeden ve hatta bazı önemli işlevleri yerine getirmek için bulunan bakterilerin oluşturduğu topluluktur).
En sık görülen belirtisi sarı-gri renkli akıntı ve özellikle cinsel ilişkiden sonra belirginleşen kötü kokudur. Bu koku çoğu durumda balık kokusuna benzer.
Bu vajinit türünün meydana gelme mekanizması diğerlerinden farklı olmakla beraber en sık görülen etkenlerden birisi sık sık yapılan vajinal duş uygulamalarıdır.
Gebelikte gardnerella vajiniti erken doğum tehdidi, suların erken gelmesi gibi olaylara neden olabileceği gibi koryoamnionit, sezeryan sonrası endometrit gibi ciddi enfeksiyonların oluşumunda da rol oynadığı düşünülmektedir. Bu yüzden mutlaka tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Tedavi için gebelikte kullanıma uygun çeşitli ilaçlar vardır.
--------------------------------------------------------------------------------
22 Şubat 2009 Pazar
GEBELİKTE İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARI
GEBELİKTE İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARI
--------------------------------------------------------------------------------
Gebelik dönemi idrar yolu enfeksiyonlarına eğilimin arttığı bir dönemdir. Bu enfeksiyonlar basit bir sistit (mesane enfeksiyonu) olabileceği gibi ciddi bir piyelonefrit (böbrek enfeksiyonu) gelişimi de sözkonusu olabilir. Özellikle piyelonefrit durumunda bebek de erken doğum gibi ciddi tehlikelerle karşı karşıya kalabilir.
Gebelikte idrar yolu enfeksiyonu riskini azaltmak için en erken dönemde idrar kültürü yapılması oldukça etkilidir. İdrar kültüründe üreme olduğunda üreyen bakteriye uygun antibiotik tedavisi verildiğinde gebeliğin kalan döneminde sistit ve piyelonefrit ortaya çıkma olasılığı önemli ölçüde azalır.
Giriş
Normalde idrar steril (bakteri ve diğer enfeksiyon etkenlerini içermeyen) bir maddedir. Bunu sağlayan en önemli mekanizma idrar yolunun böbreklerden aşağı doğru inen idrar akımıyla sürekli olarak "yıkanması" ve temizlenmesidir. Ayrıca mesaneden idrarın dışarı boşalmasını sağlayan uretra adlı kanal yapısı da içeriden dışarıya akıma izin verecek, ancak dışarıdan içeri bakteri geçişine izin vermeyecek yapıdadır. Bakteriler bu engeli aşsalar da mesaneden böbreklere geçişi engelleyen benzer bir kapak mekanizması daha vardır.
Gebelik döneminde yukarıda anlatılan koruyucu mekanizmalar olumsuz etkilendiklerinden idrar yolu enfeksiyonlarının meydana gelmesi kolaylaşır. En önemli etken gebelikte fazla miktarlarda salgılanan progesteron hormonunun düz kasları gevşetici etkisidir. İdrar yollarında idrar akımını sağlayan düz kaslar gevşediğinde idrar akımı yavaşlar ve bakteri geçişini engelleyen kapak mekanizmalarının da işlevleri azalır. Ayrıca gebeliğin ilerlemesiyle büyüyen uterusun idrar yollarına baskı yapması da idrar akımının yavaşlamasına katkıda bulunur. Sonuç olarak vajinada normalde bir problem yaratmadan yaşayan enfeksiyon etkenleri önce uretra yoluyla mesaneye buradan da şartlar elverdiğinde böbreklere doğru çıkarak çeşitli şiddette enfeksiyonların oluşmasına neden olurlar.
Neler olur?
Mesaneye ulaşan bakteriler burada hiç belirti vermeden yaşamlarını sürdürebilirler. Buna asemptomatik bakteriüri (idrarda belirti vermeyen bakteri varlığı) adı verilir. Bu durum bir enfeksiyon olmamakla birlikte şartlar elverdiğinde hemen enfeksiyona dönüşebileceği için mutlaka saptanmalı ve tedavi edilmelidir.
Mesanedeki bakteriler her zaman sessiz kalmazlar. Bazı durumlarda bu bakteriler sistit (mesane iltihabı) ya da ileri durumlarda piyelonefrit (böbrek iltihabı) tablolarının ortaya çıkmasına neden olabilirler.
Asemptomatik bakteriüri tedavi edilmediğinde sıklıkla sistit ya da piyelonefrit oluşturan bir durumdur. Anne adaylarının yaklaşık %10'unda idrar kültüründe asemptomatik bakteriüri vardır. Tanı için anne adaylarından tercihan gebeliğin ilk haftalarında ya da ilk kontrole geldikleri herhangi bir zamanda idrar kültürü istenir. İdrar kültüründe bakterilerde anlamlı üremenin (>100.000 bakteri kolonisi) olması ve anne adayında hiçbir belirti olmaması durumunda asemptomatik bakteriüri tanısı konur. İdrar kültüründe üreme olduğunda üreyen bakteri cinsinin hangi antibiotiklere hassas olduğunu belirten bir inceleme yapılır. Antibiogram adı verilen bu inceleme sonucuna göre anne adayı en uygun olan antibiotikle tedavi edilir. Tedavinin üzerinden 15 gün geçtikten sonra yapılan kontrol idrar kültüründe kültürün steril gelmesi (üreme olmaması) durumunda tedavi başarılı olmuştur. Bu durumda anne adayına idrar yoluyla ilgili şikayetleri olmadığı sürece yeni bir idrar kültürü yapılmasına gerek yoktur.
Sistit yani mesane enfeksiyonu ise ağrılı idrar yapma, sık idrara çıkma, kanlı idrar yapma ve bazen de idrar kaçırma gibi belirtilerle kendini gösterir. Tam idrar tetkikinde idrar sedimentinde akyuvarlar, bakteriler ve bazen de alyuvarlar görülür. İdrar kültürü alındıktan hemen sonra antibiotik tedavisine başlanır. İki ya da üç gün sonra alınan idrar kültürü ve antibiogram sonucunda gerekirse antibiotik uygun olan bir başkasıyla değiştirilir. Sistit geçiren anne adayı idrar akımını artırmak ve idrar yollarının "yıkanmasını" sağlamak için bol sıvı almalıdır. Sistitin erken doğum tehdidi yaptığı konusunda bazı veriler vardır, ancak şu an için kesinleşmiş değildir
Piyelonefrit ise böğürde ağrı, ateş ve kendini kötü hissetme gibi belirtilerle ortaya çıkan, tek böbrekte (ya da heriki böbrekte) enfeksiyonun meydana geldiği ciddi bir hastalık tablosudur ve hastanede yatırılarak tedavi edilir. Yapılan idrar tetkiki ve idrar kültüründe enfeksiyon etkeni saptanır. Muayenede genellikle tek taraflı ve sıklıkla sağda böbreğin bulunduğu bölgeye elle hafifçe vurulmasında hassasiyet gözlenir. Piyelonefrit geçiren anne adayında bulantı ve kusma olabilir, ateş genellikle 38 derece üzerindedir ve bazı durumlarda 40 dereceye kadar çıkabilir. Nabız ateşle doğru orantılı olarak hızlanmıştır, hipotansiyona (tansiyon düşmesi) eğilim vardır. Hipotansiyon fetal distres yaratabilir.
Her yüksek ateşli hastalıkta olduğu gibi piyelonefritte de tedaviyle ateş düşürülmezse erken doğum eylemi başlayabilir. Bu yüzden hızla uygun antibiotik tedavisine geçildikten sonra erken doğum ve fetal distres belirtileri aranır. Tedavi süresince anne adayı tansiyon, ateş, bebeğin durumu ve doğum eylemi bulguları yönünden sıkı bir izlemeye alınır.
Tedavi edilmeyen piyelonefrit böbrekte abse, sepsis (bakterilerin kana karışarak diğer organlara yayılması) ve septik şok gibi hayati tehlike yaratan durumların oluşumuna neden olabilir.
Pyelonefrit genellikle önlenebilir bir durumdur. Gebeliğin erken dönemlerinde hiç bir şikayet olmasa bile idrar kültürü yapılmalıdır. İdrar kültüründe üreme çıkması durumunda uygun bir antibiotikle tedavi edilmeli ve tedavi sonrasında tekrar idrar kültürü yapılarak bakteriürinin kaybolduğu gözlenmelidir.
--------------------------------------------------------------------------------
GEBELİKTE YAPILAN İNCELEMELER
--------------------------------------------------------------------------------
Gebelik esnasında ve/veya öncesinde herhangi bir hastalığı olmayan, daha önce doğum yapmamış veya sağlıklı bir ya da fazla sayıda doğum yapmış, ailesinde herhangi bir hastalığı olmayan, şu anda yaşadığı gebelikte de bebeğiyle veya kendisiyle ilgili herhangi bir problem saptanmamış olan gebeliklere düşük riskli gebelikler adı verilir. Bu gebeliklerin seyri veya doğumu esnasında normaldışı bir durum ortaya çıkma olasılığı çok düşüktür. Bu gebeliklerin baştan sona kadar takibinde genel olarak aynı incelemeler ve tetkikler uygulanır. Bu incelemelere gebelikte rutin uygulanan incelemeler adı verilir.
Gebelik öncesinden varolan ve/veya gebelikte ortaya çıkan risk faktörlerinde ise ileri inceleme amacıyla rutin tetkiklere ek olarak daha farklı bazı incelemeler yapılır. Bunlara da ileri incelemeler adı verilir.
İLERİ İNCELEMELERDE KULLANILAN TESTLER
Fetal iyilik hali testleri
Bebek doğmadan önce durumu hakkında bilgi veren testlerdir. Normal seyreden bir gebelikte çok fazla kullanılmazlar. Ancak özellikle bebek hareketlerinin azalması, gelişme geriliği şüphesi, miyad geçmesi gibi durumlarda ve bebeğin iyi durumda olduğunun şüphede olduğu diğer tüm normaldışı durumlarda bu testlere başvurulur.
Testlerin bir kısmı doğum eylemi başlamadan önce uygulanırlar. Bir kısmı da normal doğum eyleminin seyrinde bebeğin ne durumda olduğunun belirlenmesi için uygulanırlar.
Fetal iyilik hali testleri
Anomali Taraması ve Anomali Tanısı için kullanılan testler
Ayrıntılı (ikinci düzey) ultrason
Rutin ultrasondan farklı olarak daha fazla çözünürlüğe sahip bir ultrasonla ve bu konuda deneyimli kişilerce uygulanan bir tanı aracıdır. Rutin ultrasonografide görülemeyen bazı anomaliler ayrıntılı ultrasonografide belirlenebilir. Bu anomaliler arasında en önemlileri spina bifida, ekstremite (kol-bacak) anomalileri ve böbrek anomalileri gibi nispeten zor tanınabilen anomalilerdir.
İnvaziv (girişim gerektiren) Testler
Bebekte anomali şüphesi olduğunda başvurulan incelemelerdir.
AS (Amniyosentez): İnvaziv testler arasında en sık kullanılanıdır. En sık ileri anne yaşında Down sendromu taraması için ve üçlü testte risk çıktığında ileri inceleme yapmak için gebeliğin 16.-18. haftaları arasında uygulanır. Ayrıca NTD şüphesi ve bazı metabolik hastalık şüphesi durumlarında amniyos sıvısındaki bazı maddelerin ölçümünde de amniyosentez uygulanır.
Amniyosentez
CVS (Koryon villüs biyopsisi): Gebeliğin erken dönemlerinde vajinal ya da abdominal yoldan bebeğin villüslerinden ("plasentanın en erken gelişim aşaması") biyopsi alınması işlemidir. Kromozom anomalisi tanısında kullanılır.
KS (Kordosentez): Gebeliğin 15. haftasından itibaren abdominal yolla (karından) bir iğneyle bebeğin kordonuna ulaşılması ve kan alınması işlemidir. Genellikle AS için geç kalınmış durumlarda hızlı kromozom anomalisi tanısı için kullanılır. Ayrıca bebeğin kan ve metabolizma hastalıklarının, enfeksiyonlarının erken tanısında, kan uyuşmazlığı olgularında bebeğin kansızlık durumunun değerlendirilmesinde ve yine gebeliğin ileri aşamalarında fetal distres şüphesinde bebeğin asit-baz durumunun değerlendirilmesinde kullanılır.
Kordosentez yoluyla bebeğin damarına girilerek kan uyuşmazlığına bağlı ileri derecede kansız olan bebeklere kan nakli de uygulanabilmektedir (İntrauterin transfuzyon =İUT).
Fetal ekokardiyografi
Bebekte kalp anomalisi şüphesi olduğu durumlarda uygulanan özel bir ultrasonografi şeklidir. Genellikle 22. haftadan itibaren uygulanır. En sık uygulama alanı kalp anomalisi riski yüksek olan Tip I diabet anne adaylarıdır.
Diğer testler
L/S (Lesitin/Sfingomiyelin) oranı ve PG (Fosfatidil gliserol) seviyesi: Amniyosentez yoluyla elde edilen amniyos sıvısında bebeğin akciğerlerinin olgunlaşıp olgunlaşmadığının belirlenmesinde uygulanan testlerdir. En sık erken doğum tehdidi tedavisini kesme zamanının belirlenmesinde kullanılır.
IDC (İndirekt Coombs Testi): Kan uyuşmazlığı olan anne adaylarının antenatal takibinde kullanılır. Aylık aralıklarla kanda bebeğin alyuvarlarına karşı gelişmiş olan antikorlar bu yöntemle belirlenir. Müspet bulunduğunda kordosentez gibi ileri bir inceleme gerekebilir.
Vajinal kültür: Gebelikte ileri derecede vajinit durumlarında ve/veya tedaviye cevap vermeyen vajinitlerde daha etkili bir tedavi yapılabilmesi için enfeksiyon etkeninin ve duyarlı olduğu antibiyotiğin belirlenmesinde kullanılır.
Vajinal pH ölçümü: Anne adayında erken membran rüptürü (EMR, yani suların zamanından önce boşalması) durumunun kesin tanısında kullanılır. Vajinanın derinliklerinde bulunan sıvının pH değeri alkali bulunduğunda, eğer anne adayının şikayetleri de uyumluysa, EMR tanısı kesinleşir ve gebeliğin seyri buna göre yönlendirilir.
--------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------
Gebelik dönemi idrar yolu enfeksiyonlarına eğilimin arttığı bir dönemdir. Bu enfeksiyonlar basit bir sistit (mesane enfeksiyonu) olabileceği gibi ciddi bir piyelonefrit (böbrek enfeksiyonu) gelişimi de sözkonusu olabilir. Özellikle piyelonefrit durumunda bebek de erken doğum gibi ciddi tehlikelerle karşı karşıya kalabilir.
Gebelikte idrar yolu enfeksiyonu riskini azaltmak için en erken dönemde idrar kültürü yapılması oldukça etkilidir. İdrar kültüründe üreme olduğunda üreyen bakteriye uygun antibiotik tedavisi verildiğinde gebeliğin kalan döneminde sistit ve piyelonefrit ortaya çıkma olasılığı önemli ölçüde azalır.
Giriş
Normalde idrar steril (bakteri ve diğer enfeksiyon etkenlerini içermeyen) bir maddedir. Bunu sağlayan en önemli mekanizma idrar yolunun böbreklerden aşağı doğru inen idrar akımıyla sürekli olarak "yıkanması" ve temizlenmesidir. Ayrıca mesaneden idrarın dışarı boşalmasını sağlayan uretra adlı kanal yapısı da içeriden dışarıya akıma izin verecek, ancak dışarıdan içeri bakteri geçişine izin vermeyecek yapıdadır. Bakteriler bu engeli aşsalar da mesaneden böbreklere geçişi engelleyen benzer bir kapak mekanizması daha vardır.
Gebelik döneminde yukarıda anlatılan koruyucu mekanizmalar olumsuz etkilendiklerinden idrar yolu enfeksiyonlarının meydana gelmesi kolaylaşır. En önemli etken gebelikte fazla miktarlarda salgılanan progesteron hormonunun düz kasları gevşetici etkisidir. İdrar yollarında idrar akımını sağlayan düz kaslar gevşediğinde idrar akımı yavaşlar ve bakteri geçişini engelleyen kapak mekanizmalarının da işlevleri azalır. Ayrıca gebeliğin ilerlemesiyle büyüyen uterusun idrar yollarına baskı yapması da idrar akımının yavaşlamasına katkıda bulunur. Sonuç olarak vajinada normalde bir problem yaratmadan yaşayan enfeksiyon etkenleri önce uretra yoluyla mesaneye buradan da şartlar elverdiğinde böbreklere doğru çıkarak çeşitli şiddette enfeksiyonların oluşmasına neden olurlar.
Neler olur?
Mesaneye ulaşan bakteriler burada hiç belirti vermeden yaşamlarını sürdürebilirler. Buna asemptomatik bakteriüri (idrarda belirti vermeyen bakteri varlığı) adı verilir. Bu durum bir enfeksiyon olmamakla birlikte şartlar elverdiğinde hemen enfeksiyona dönüşebileceği için mutlaka saptanmalı ve tedavi edilmelidir.
Mesanedeki bakteriler her zaman sessiz kalmazlar. Bazı durumlarda bu bakteriler sistit (mesane iltihabı) ya da ileri durumlarda piyelonefrit (böbrek iltihabı) tablolarının ortaya çıkmasına neden olabilirler.
Asemptomatik bakteriüri tedavi edilmediğinde sıklıkla sistit ya da piyelonefrit oluşturan bir durumdur. Anne adaylarının yaklaşık %10'unda idrar kültüründe asemptomatik bakteriüri vardır. Tanı için anne adaylarından tercihan gebeliğin ilk haftalarında ya da ilk kontrole geldikleri herhangi bir zamanda idrar kültürü istenir. İdrar kültüründe bakterilerde anlamlı üremenin (>100.000 bakteri kolonisi) olması ve anne adayında hiçbir belirti olmaması durumunda asemptomatik bakteriüri tanısı konur. İdrar kültüründe üreme olduğunda üreyen bakteri cinsinin hangi antibiotiklere hassas olduğunu belirten bir inceleme yapılır. Antibiogram adı verilen bu inceleme sonucuna göre anne adayı en uygun olan antibiotikle tedavi edilir. Tedavinin üzerinden 15 gün geçtikten sonra yapılan kontrol idrar kültüründe kültürün steril gelmesi (üreme olmaması) durumunda tedavi başarılı olmuştur. Bu durumda anne adayına idrar yoluyla ilgili şikayetleri olmadığı sürece yeni bir idrar kültürü yapılmasına gerek yoktur.
Sistit yani mesane enfeksiyonu ise ağrılı idrar yapma, sık idrara çıkma, kanlı idrar yapma ve bazen de idrar kaçırma gibi belirtilerle kendini gösterir. Tam idrar tetkikinde idrar sedimentinde akyuvarlar, bakteriler ve bazen de alyuvarlar görülür. İdrar kültürü alındıktan hemen sonra antibiotik tedavisine başlanır. İki ya da üç gün sonra alınan idrar kültürü ve antibiogram sonucunda gerekirse antibiotik uygun olan bir başkasıyla değiştirilir. Sistit geçiren anne adayı idrar akımını artırmak ve idrar yollarının "yıkanmasını" sağlamak için bol sıvı almalıdır. Sistitin erken doğum tehdidi yaptığı konusunda bazı veriler vardır, ancak şu an için kesinleşmiş değildir
Piyelonefrit ise böğürde ağrı, ateş ve kendini kötü hissetme gibi belirtilerle ortaya çıkan, tek böbrekte (ya da heriki böbrekte) enfeksiyonun meydana geldiği ciddi bir hastalık tablosudur ve hastanede yatırılarak tedavi edilir. Yapılan idrar tetkiki ve idrar kültüründe enfeksiyon etkeni saptanır. Muayenede genellikle tek taraflı ve sıklıkla sağda böbreğin bulunduğu bölgeye elle hafifçe vurulmasında hassasiyet gözlenir. Piyelonefrit geçiren anne adayında bulantı ve kusma olabilir, ateş genellikle 38 derece üzerindedir ve bazı durumlarda 40 dereceye kadar çıkabilir. Nabız ateşle doğru orantılı olarak hızlanmıştır, hipotansiyona (tansiyon düşmesi) eğilim vardır. Hipotansiyon fetal distres yaratabilir.
Her yüksek ateşli hastalıkta olduğu gibi piyelonefritte de tedaviyle ateş düşürülmezse erken doğum eylemi başlayabilir. Bu yüzden hızla uygun antibiotik tedavisine geçildikten sonra erken doğum ve fetal distres belirtileri aranır. Tedavi süresince anne adayı tansiyon, ateş, bebeğin durumu ve doğum eylemi bulguları yönünden sıkı bir izlemeye alınır.
Tedavi edilmeyen piyelonefrit böbrekte abse, sepsis (bakterilerin kana karışarak diğer organlara yayılması) ve septik şok gibi hayati tehlike yaratan durumların oluşumuna neden olabilir.
Pyelonefrit genellikle önlenebilir bir durumdur. Gebeliğin erken dönemlerinde hiç bir şikayet olmasa bile idrar kültürü yapılmalıdır. İdrar kültüründe üreme çıkması durumunda uygun bir antibiotikle tedavi edilmeli ve tedavi sonrasında tekrar idrar kültürü yapılarak bakteriürinin kaybolduğu gözlenmelidir.
--------------------------------------------------------------------------------
GEBELİKTE YAPILAN İNCELEMELER
--------------------------------------------------------------------------------
Gebelik esnasında ve/veya öncesinde herhangi bir hastalığı olmayan, daha önce doğum yapmamış veya sağlıklı bir ya da fazla sayıda doğum yapmış, ailesinde herhangi bir hastalığı olmayan, şu anda yaşadığı gebelikte de bebeğiyle veya kendisiyle ilgili herhangi bir problem saptanmamış olan gebeliklere düşük riskli gebelikler adı verilir. Bu gebeliklerin seyri veya doğumu esnasında normaldışı bir durum ortaya çıkma olasılığı çok düşüktür. Bu gebeliklerin baştan sona kadar takibinde genel olarak aynı incelemeler ve tetkikler uygulanır. Bu incelemelere gebelikte rutin uygulanan incelemeler adı verilir.
Gebelik öncesinden varolan ve/veya gebelikte ortaya çıkan risk faktörlerinde ise ileri inceleme amacıyla rutin tetkiklere ek olarak daha farklı bazı incelemeler yapılır. Bunlara da ileri incelemeler adı verilir.
İLERİ İNCELEMELERDE KULLANILAN TESTLER
Fetal iyilik hali testleri
Bebek doğmadan önce durumu hakkında bilgi veren testlerdir. Normal seyreden bir gebelikte çok fazla kullanılmazlar. Ancak özellikle bebek hareketlerinin azalması, gelişme geriliği şüphesi, miyad geçmesi gibi durumlarda ve bebeğin iyi durumda olduğunun şüphede olduğu diğer tüm normaldışı durumlarda bu testlere başvurulur.
Testlerin bir kısmı doğum eylemi başlamadan önce uygulanırlar. Bir kısmı da normal doğum eyleminin seyrinde bebeğin ne durumda olduğunun belirlenmesi için uygulanırlar.
Fetal iyilik hali testleri
Anomali Taraması ve Anomali Tanısı için kullanılan testler
Ayrıntılı (ikinci düzey) ultrason
Rutin ultrasondan farklı olarak daha fazla çözünürlüğe sahip bir ultrasonla ve bu konuda deneyimli kişilerce uygulanan bir tanı aracıdır. Rutin ultrasonografide görülemeyen bazı anomaliler ayrıntılı ultrasonografide belirlenebilir. Bu anomaliler arasında en önemlileri spina bifida, ekstremite (kol-bacak) anomalileri ve böbrek anomalileri gibi nispeten zor tanınabilen anomalilerdir.
İnvaziv (girişim gerektiren) Testler
Bebekte anomali şüphesi olduğunda başvurulan incelemelerdir.
AS (Amniyosentez): İnvaziv testler arasında en sık kullanılanıdır. En sık ileri anne yaşında Down sendromu taraması için ve üçlü testte risk çıktığında ileri inceleme yapmak için gebeliğin 16.-18. haftaları arasında uygulanır. Ayrıca NTD şüphesi ve bazı metabolik hastalık şüphesi durumlarında amniyos sıvısındaki bazı maddelerin ölçümünde de amniyosentez uygulanır.
Amniyosentez
CVS (Koryon villüs biyopsisi): Gebeliğin erken dönemlerinde vajinal ya da abdominal yoldan bebeğin villüslerinden ("plasentanın en erken gelişim aşaması") biyopsi alınması işlemidir. Kromozom anomalisi tanısında kullanılır.
KS (Kordosentez): Gebeliğin 15. haftasından itibaren abdominal yolla (karından) bir iğneyle bebeğin kordonuna ulaşılması ve kan alınması işlemidir. Genellikle AS için geç kalınmış durumlarda hızlı kromozom anomalisi tanısı için kullanılır. Ayrıca bebeğin kan ve metabolizma hastalıklarının, enfeksiyonlarının erken tanısında, kan uyuşmazlığı olgularında bebeğin kansızlık durumunun değerlendirilmesinde ve yine gebeliğin ileri aşamalarında fetal distres şüphesinde bebeğin asit-baz durumunun değerlendirilmesinde kullanılır.
Kordosentez yoluyla bebeğin damarına girilerek kan uyuşmazlığına bağlı ileri derecede kansız olan bebeklere kan nakli de uygulanabilmektedir (İntrauterin transfuzyon =İUT).
Fetal ekokardiyografi
Bebekte kalp anomalisi şüphesi olduğu durumlarda uygulanan özel bir ultrasonografi şeklidir. Genellikle 22. haftadan itibaren uygulanır. En sık uygulama alanı kalp anomalisi riski yüksek olan Tip I diabet anne adaylarıdır.
Diğer testler
L/S (Lesitin/Sfingomiyelin) oranı ve PG (Fosfatidil gliserol) seviyesi: Amniyosentez yoluyla elde edilen amniyos sıvısında bebeğin akciğerlerinin olgunlaşıp olgunlaşmadığının belirlenmesinde uygulanan testlerdir. En sık erken doğum tehdidi tedavisini kesme zamanının belirlenmesinde kullanılır.
IDC (İndirekt Coombs Testi): Kan uyuşmazlığı olan anne adaylarının antenatal takibinde kullanılır. Aylık aralıklarla kanda bebeğin alyuvarlarına karşı gelişmiş olan antikorlar bu yöntemle belirlenir. Müspet bulunduğunda kordosentez gibi ileri bir inceleme gerekebilir.
Vajinal kültür: Gebelikte ileri derecede vajinit durumlarında ve/veya tedaviye cevap vermeyen vajinitlerde daha etkili bir tedavi yapılabilmesi için enfeksiyon etkeninin ve duyarlı olduğu antibiyotiğin belirlenmesinde kullanılır.
Vajinal pH ölçümü: Anne adayında erken membran rüptürü (EMR, yani suların zamanından önce boşalması) durumunun kesin tanısında kullanılır. Vajinanın derinliklerinde bulunan sıvının pH değeri alkali bulunduğunda, eğer anne adayının şikayetleri de uyumluysa, EMR tanısı kesinleşir ve gebeliğin seyri buna göre yönlendirilir.
--------------------------------------------------------------------------------
GEBELİK VE TOKSOPLAZMA ENFEKSİYONU
GEBELİK VE TOKSOPLAZMA ENFEKSİYONU
--------------------------------------------------------------------------------
Çiğ ya da az pişmiş yenen etlerden ya da kedi besleyenlerde bakımı esnasında kedinin dışkısından insana bulaşan toksoplazma, gebelik esnasında enfeksiyon oluşmasına ve bu enfeksiyonun doğmamış bebeğe bulaşmasına neden olabilir. Herhangi bir aşısı olmayan bu enfeksiyonu gebelikte geçirme riskini azaltmak elinizdedir.
Bu sayfa, bebeğinizde çeşitli sekellerin (kalıcı hasarların) oluşmasına neden olabilen bu parazit enfeksiyonunu tanımanız ve gerekli önlemleri almanız için hazırlanmıştır.
Toksoplazma enfeksiyonu nedir?
Gebelikte geçirilen enfeksiyonun önemi nedir?
Toksoplazma enfeksiyonunun belirtileri nelerdir?
Enfeksiyon bebeğe geçtiğinde ne olur?
Nasıl tanı konur?
Gebelikte enfeksiyon geçirildiği saptandığında ne yapılır?
Gebelikte korunmak için neler yapılabilir?
Toksoplazma enfeksiyonu nedir?
Toksoplazma enfeksiyonu, Toxoplasma Gondii adı verilen parazitin vücuda girmesiyle oluşan bir hastalıktır. Parazit bazı hayvanların vücutlarında bulunur ve bu hayvanların etlerininin pişirilmeden ya da az pişmiş yenmesiyle insana geçebilir. Paraziti taşıyan evcil kedilerin dışkılarında bulunan parazit de insana bulaşma yollarından birini oluşturur.
Gebelik esnasında anne adayının toksoplazma enfeksiyonunu plasenta yoluyla bebeğine geçirmesi enfeksiyon oluşması için diğer bir yoldur ve bu sayfanın konusunu oluşturmaktadır.
Yukarıdaki bulaşma yollarının yaygınlığı nedeniyle toksoplazma nispeten sık olarak geçirilen bir enfeksiyondur. Belirti vermemesi ya da diğer hastalıklarla karışan belirtiler vermesi nedeniyle toplumdaki sıklığı net olarak bilinmemektedir. Ancak doğurganlık çağında bulunan kadınların %25'inin enfeksiyonu daha önce geçirdiği tahmin edilmektedir. Özellikle evinde kedi besleyenler arasında bu oran daha da yüksek olabilir. Yaş ilerledikçe parazitle herhangi bir şekilde karşılaşma olasılığı arttığından enfeksiyonu geçirmiş olma olasılığı da artar.
Daha önce enfeksiyonu geçirmemiş anne adaylarının gebelikte enfeksiyonu geçirme olasılığı yaklaşık %1'dir. Daha önceden enfeksiyonu geçirenlerin ise enfeksiyona bağışık oldukları kabul edilir. Toksoplazma enfeksiyonu, tam bağışıklık bırakan bir enfeksiyondur ve bir insan bu enfeksiyonu yanlızca bir kez geçirir.
Gebelikte geçirilen enfeksiyonun önemi nedir?
Toksoplazma adı verilen bu parazit gebelik döneminde geçirilen enfeksiyonun seyrinde bebeğe bulaşabilir. Bunun sonucunda bebekte ortaya çıkan enfeksiyon düşüğe neden olabileceği gibi göz, beyin gibi organlarda hasara yol açabilir ve/veya bebekte gelişme geriliği (IUGG)oluşturabilir.
Gebelik haftası ne kadar ileriyse gebelik esnasında geçirilen enfeksiyonun plasenta yoluyla bebeğe geçme olasılığı o kadar yükselir. Böylece birinci trimesterde geçirilen enfeksiyonun bebeğe geçme olasılığı %15 iken, bu olasılık ikinci trimesterde %25'e, üçüncü trimesterde ise %60'a çıkmaktadır. Bebekte oluşan her enfeksiyon sekel (kalıcı bozukluk) bırakmaz.
Toksoplazma enfeksiyonunun belirtileri nelerdir?
Toksoplazma enfeksiyonu sıklıkla belirti vermeden geçirilen bir enfeksiyondur. Ancak nadir durumlarda çok ağır bir seyir gösterir.Gebelikte geçirilen enfeksiyonun belirti vermeden seyretmesi enfeksiyonun bebeğe geçme riskini azaltmaz. Yani hiç bir belirtisi ve hiçbir şikayeti olmayan bir anne adayının da bebeğinde toksoplazmaya bağlı bir sekel oluşması mümkündür.
Toksoplazma belirti verdiğinde bu sıklıkla lenfadenopati (lenf bezlerinin şişmesi), ya da döküntüler şeklindedir. Ağır durumlarda enfeksiyonu geçiren bireylerde koryoretinit (gözün retina tabakasının enfeksiyonu), miyokardit (kalp kasının enfeksiyonu), meningoensefalit (beyin ve beyni örten zarların enfeksiyonu) gibi organ enfeksiyonlarına ait belirtiler oluşabilir.
Bazı anne adaylarında ateş, kas ağrıları, farenjit (boğaz enfeksiyonu) ve başağrısı gibi grip ya da sitomegalovirüs enfeksiyonunu andıran belirtiler ön planda olabilir.
Enfeksiyon bebeğe geçtiğinde ne olur?
Birinci trimesterde anne adayının geçirdiği enfeksiyonun bebeğine geçme olasılığı az, fakat bebekte enfeksiyon oluştuğunda düşük oluşma ya da bebekte ciddi toksoplazma enfeksiyonu sekelleri görülme riski yüksektir. Gebelik haftası ilerledikçe enfeksiyonun bebeğe geçme olasılığı giderek artarken bebeğin geçireceği enfeksiyonun sekel (kalıcı bozukluk) bırakma riski de azalmaktadır. Bu kuralın istisnaları da vardır.
Toksoplazma anne adayından plasenta yoluyla bebeğine geçtiğinde bebekte göz enfeksiyonlarına (koryoretinit) ve buna bağlı şaşılığa ya da körlüğe neden olabileceği gibi, beyin dokusu enfeksiyonu oluşursa, doğumdan yıllar sonra ortaya çıkan sara hastalığının ve/veya zeka geriliğinin nedeni olabilmektedir.
Doğmadan önce enfeksiyonu geçiren bebeklerde doğumda sarılık, gelişme geriliği, çok sayıda lenf bezinin büyümesi, karaciğer ve dalakta büyüme, havale, beyin dokusunda kalsifikasyon (kireçlenme), hidrosefali (beyinde su toplanması), göz enfeksiyonu, mikrosefali (kafanın ufak olması), nörolojik gelişim kusurları gibi belirti ve bulgular gözlenebilmektedir.
Nasıl tanı konur?
Toksoplazma tanı yöntemlerinin çeşitliliğine rağmen en sık kullanılan, kanda toksoplazmaya özgü antikorların aranmasıdır. Bu amaçla toksoplazma IgG (immunglobulin G) ve toksoplazma IgM adlı antikorlar aranır. IgM halihazırda geçirilmekte olan bir enfeksiyonu gösterirken, IgG genellikle daha önceden geçirilmiş bir enfeksiyonu gösterir. IgG'nin belli bir süre sonra alınan kanda arttığının gösterilmesi de yeni geçirilmiş, ya da geçirilmekte olan bir enfeksiyona işaret eder.
Toksoplazma IgM antikorları bazı insanlarda enfeksiyon geçirldikten sonra aylar boyu düşük titrelerde pozitif kalabilmektedir.
Gebelikte enfeksiyon geçirildiği saptandığında ne yapılır?
Gebelikte enfeksiyon geçirilmesi enfeksiyonun mutlaka bebeğe bulaşacağı ve bulaşması durumunda da bebekte mutlaka bir problem oluşacağı anlamına gelmez. Özellikle ileri gebelik haftalarında geçirilen enfeksiyonların bebeğe bulaşması nadiren problem yaratır.
Anne adayında enfeksiyon varlığı kanıtlandığında enfeksiyonun bebeğe geçip geçmediğinin belirlenmesi için kordosentez uygulanabilir. Bu yolla alınan bebek kanında toksoplazma IgM antikorunun saptanması bebekteki enfeksiyonun kanıtlar. IgM çapı büyük bir molekül olduğundan anne kanından bebeğe geçemez. Bebek kanında IgM varlığı bebeğin bu maddeyi ürettiğinin, yani enfeksiyonu geçirdiğinin kesin kanıtıdır.
Kordosentez yapılmayan durumlarda ya da ileri gebelik haftalarında geçirilen enfeksiyonlarda ayrıntılı ultrason incelemeleriyle bebekte muhtemel enfeksiyon bulguları aranır (beyin dokusunda kalsifikasyon (kireçlenme), gelişme geriliği, hidrosefali, mikrosefali gibi). Bebek doğduktan sonra da ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulur.
Spiramisin adlı antibiotik etken madde toksoplazmaya etkili olduğu bilinen ve gebelikte ilk trimesterden itibaren kullanılabilen bir antibiotiktir. Annedeki enfeksiyonun erken dönemlerinde kullanıldığında enfeksiyonun bebeğe geçme riskini azaltabilir, ancak bebekte enfeksiyon oluştuğunda enfeksiyona bağlı sekelleri önleyip önlemediği konusunda kesinleşmiş veriler mevcut değildir.
Gebelikte toksoplazmadan korunmak için neler yapılabilir?
Öncelikle anne adaylarının bu enfeksiyonu geçirip geçirmediklerini bilmelerinde fayda vardır. Bu amaçla gebeliğin planlandığı dönemde ya da gebeliğin en erken dönemlerinde kanda toksoplazma IgM ve IgG ölçümleri yapılır. IgG'si pozitif olanların (çok yüksek pozitiflik olmaması koşuluyla) daha önceden enfeksiyonu geçirdikleri kabul edilir. Bu anne adaylarındaki antikorlar yeni bir enfeksiyona karşı koruyucu olduklarından gebelikte enfeksiyon geçirme riskleri olmadığı kabul edilir.
Herkes için geçerli olan genel gıda hijyen kuralları anne adayları için daha önem kazanır. Etleri iyi pişirerek yemek, meyve ve sebzeleri iyi yıkamak önemlidir. Anne adaylarının kedilerle yakın temasta bulunmamaları önemlidir. Özellikle dışarıda dolaşma alışkanlığı olan ev kedilerinin dışkılarında toksoplazma olma olasılığı çok yükselir ve siz ne kadar temizliğinize önem verseniz de herhangi bir şekilde bu parazit yumurtaları size geçebilir.
--------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------
Çiğ ya da az pişmiş yenen etlerden ya da kedi besleyenlerde bakımı esnasında kedinin dışkısından insana bulaşan toksoplazma, gebelik esnasında enfeksiyon oluşmasına ve bu enfeksiyonun doğmamış bebeğe bulaşmasına neden olabilir. Herhangi bir aşısı olmayan bu enfeksiyonu gebelikte geçirme riskini azaltmak elinizdedir.
Bu sayfa, bebeğinizde çeşitli sekellerin (kalıcı hasarların) oluşmasına neden olabilen bu parazit enfeksiyonunu tanımanız ve gerekli önlemleri almanız için hazırlanmıştır.
Toksoplazma enfeksiyonu nedir?
Gebelikte geçirilen enfeksiyonun önemi nedir?
Toksoplazma enfeksiyonunun belirtileri nelerdir?
Enfeksiyon bebeğe geçtiğinde ne olur?
Nasıl tanı konur?
Gebelikte enfeksiyon geçirildiği saptandığında ne yapılır?
Gebelikte korunmak için neler yapılabilir?
Toksoplazma enfeksiyonu nedir?
Toksoplazma enfeksiyonu, Toxoplasma Gondii adı verilen parazitin vücuda girmesiyle oluşan bir hastalıktır. Parazit bazı hayvanların vücutlarında bulunur ve bu hayvanların etlerininin pişirilmeden ya da az pişmiş yenmesiyle insana geçebilir. Paraziti taşıyan evcil kedilerin dışkılarında bulunan parazit de insana bulaşma yollarından birini oluşturur.
Gebelik esnasında anne adayının toksoplazma enfeksiyonunu plasenta yoluyla bebeğine geçirmesi enfeksiyon oluşması için diğer bir yoldur ve bu sayfanın konusunu oluşturmaktadır.
Yukarıdaki bulaşma yollarının yaygınlığı nedeniyle toksoplazma nispeten sık olarak geçirilen bir enfeksiyondur. Belirti vermemesi ya da diğer hastalıklarla karışan belirtiler vermesi nedeniyle toplumdaki sıklığı net olarak bilinmemektedir. Ancak doğurganlık çağında bulunan kadınların %25'inin enfeksiyonu daha önce geçirdiği tahmin edilmektedir. Özellikle evinde kedi besleyenler arasında bu oran daha da yüksek olabilir. Yaş ilerledikçe parazitle herhangi bir şekilde karşılaşma olasılığı arttığından enfeksiyonu geçirmiş olma olasılığı da artar.
Daha önce enfeksiyonu geçirmemiş anne adaylarının gebelikte enfeksiyonu geçirme olasılığı yaklaşık %1'dir. Daha önceden enfeksiyonu geçirenlerin ise enfeksiyona bağışık oldukları kabul edilir. Toksoplazma enfeksiyonu, tam bağışıklık bırakan bir enfeksiyondur ve bir insan bu enfeksiyonu yanlızca bir kez geçirir.
Gebelikte geçirilen enfeksiyonun önemi nedir?
Toksoplazma adı verilen bu parazit gebelik döneminde geçirilen enfeksiyonun seyrinde bebeğe bulaşabilir. Bunun sonucunda bebekte ortaya çıkan enfeksiyon düşüğe neden olabileceği gibi göz, beyin gibi organlarda hasara yol açabilir ve/veya bebekte gelişme geriliği (IUGG)oluşturabilir.
Gebelik haftası ne kadar ileriyse gebelik esnasında geçirilen enfeksiyonun plasenta yoluyla bebeğe geçme olasılığı o kadar yükselir. Böylece birinci trimesterde geçirilen enfeksiyonun bebeğe geçme olasılığı %15 iken, bu olasılık ikinci trimesterde %25'e, üçüncü trimesterde ise %60'a çıkmaktadır. Bebekte oluşan her enfeksiyon sekel (kalıcı bozukluk) bırakmaz.
Toksoplazma enfeksiyonunun belirtileri nelerdir?
Toksoplazma enfeksiyonu sıklıkla belirti vermeden geçirilen bir enfeksiyondur. Ancak nadir durumlarda çok ağır bir seyir gösterir.Gebelikte geçirilen enfeksiyonun belirti vermeden seyretmesi enfeksiyonun bebeğe geçme riskini azaltmaz. Yani hiç bir belirtisi ve hiçbir şikayeti olmayan bir anne adayının da bebeğinde toksoplazmaya bağlı bir sekel oluşması mümkündür.
Toksoplazma belirti verdiğinde bu sıklıkla lenfadenopati (lenf bezlerinin şişmesi), ya da döküntüler şeklindedir. Ağır durumlarda enfeksiyonu geçiren bireylerde koryoretinit (gözün retina tabakasının enfeksiyonu), miyokardit (kalp kasının enfeksiyonu), meningoensefalit (beyin ve beyni örten zarların enfeksiyonu) gibi organ enfeksiyonlarına ait belirtiler oluşabilir.
Bazı anne adaylarında ateş, kas ağrıları, farenjit (boğaz enfeksiyonu) ve başağrısı gibi grip ya da sitomegalovirüs enfeksiyonunu andıran belirtiler ön planda olabilir.
Enfeksiyon bebeğe geçtiğinde ne olur?
Birinci trimesterde anne adayının geçirdiği enfeksiyonun bebeğine geçme olasılığı az, fakat bebekte enfeksiyon oluştuğunda düşük oluşma ya da bebekte ciddi toksoplazma enfeksiyonu sekelleri görülme riski yüksektir. Gebelik haftası ilerledikçe enfeksiyonun bebeğe geçme olasılığı giderek artarken bebeğin geçireceği enfeksiyonun sekel (kalıcı bozukluk) bırakma riski de azalmaktadır. Bu kuralın istisnaları da vardır.
Toksoplazma anne adayından plasenta yoluyla bebeğine geçtiğinde bebekte göz enfeksiyonlarına (koryoretinit) ve buna bağlı şaşılığa ya da körlüğe neden olabileceği gibi, beyin dokusu enfeksiyonu oluşursa, doğumdan yıllar sonra ortaya çıkan sara hastalığının ve/veya zeka geriliğinin nedeni olabilmektedir.
Doğmadan önce enfeksiyonu geçiren bebeklerde doğumda sarılık, gelişme geriliği, çok sayıda lenf bezinin büyümesi, karaciğer ve dalakta büyüme, havale, beyin dokusunda kalsifikasyon (kireçlenme), hidrosefali (beyinde su toplanması), göz enfeksiyonu, mikrosefali (kafanın ufak olması), nörolojik gelişim kusurları gibi belirti ve bulgular gözlenebilmektedir.
Nasıl tanı konur?
Toksoplazma tanı yöntemlerinin çeşitliliğine rağmen en sık kullanılan, kanda toksoplazmaya özgü antikorların aranmasıdır. Bu amaçla toksoplazma IgG (immunglobulin G) ve toksoplazma IgM adlı antikorlar aranır. IgM halihazırda geçirilmekte olan bir enfeksiyonu gösterirken, IgG genellikle daha önceden geçirilmiş bir enfeksiyonu gösterir. IgG'nin belli bir süre sonra alınan kanda arttığının gösterilmesi de yeni geçirilmiş, ya da geçirilmekte olan bir enfeksiyona işaret eder.
Toksoplazma IgM antikorları bazı insanlarda enfeksiyon geçirldikten sonra aylar boyu düşük titrelerde pozitif kalabilmektedir.
Gebelikte enfeksiyon geçirildiği saptandığında ne yapılır?
Gebelikte enfeksiyon geçirilmesi enfeksiyonun mutlaka bebeğe bulaşacağı ve bulaşması durumunda da bebekte mutlaka bir problem oluşacağı anlamına gelmez. Özellikle ileri gebelik haftalarında geçirilen enfeksiyonların bebeğe bulaşması nadiren problem yaratır.
Anne adayında enfeksiyon varlığı kanıtlandığında enfeksiyonun bebeğe geçip geçmediğinin belirlenmesi için kordosentez uygulanabilir. Bu yolla alınan bebek kanında toksoplazma IgM antikorunun saptanması bebekteki enfeksiyonun kanıtlar. IgM çapı büyük bir molekül olduğundan anne kanından bebeğe geçemez. Bebek kanında IgM varlığı bebeğin bu maddeyi ürettiğinin, yani enfeksiyonu geçirdiğinin kesin kanıtıdır.
Kordosentez yapılmayan durumlarda ya da ileri gebelik haftalarında geçirilen enfeksiyonlarda ayrıntılı ultrason incelemeleriyle bebekte muhtemel enfeksiyon bulguları aranır (beyin dokusunda kalsifikasyon (kireçlenme), gelişme geriliği, hidrosefali, mikrosefali gibi). Bebek doğduktan sonra da ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulur.
Spiramisin adlı antibiotik etken madde toksoplazmaya etkili olduğu bilinen ve gebelikte ilk trimesterden itibaren kullanılabilen bir antibiotiktir. Annedeki enfeksiyonun erken dönemlerinde kullanıldığında enfeksiyonun bebeğe geçme riskini azaltabilir, ancak bebekte enfeksiyon oluştuğunda enfeksiyona bağlı sekelleri önleyip önlemediği konusunda kesinleşmiş veriler mevcut değildir.
Gebelikte toksoplazmadan korunmak için neler yapılabilir?
Öncelikle anne adaylarının bu enfeksiyonu geçirip geçirmediklerini bilmelerinde fayda vardır. Bu amaçla gebeliğin planlandığı dönemde ya da gebeliğin en erken dönemlerinde kanda toksoplazma IgM ve IgG ölçümleri yapılır. IgG'si pozitif olanların (çok yüksek pozitiflik olmaması koşuluyla) daha önceden enfeksiyonu geçirdikleri kabul edilir. Bu anne adaylarındaki antikorlar yeni bir enfeksiyona karşı koruyucu olduklarından gebelikte enfeksiyon geçirme riskleri olmadığı kabul edilir.
Herkes için geçerli olan genel gıda hijyen kuralları anne adayları için daha önem kazanır. Etleri iyi pişirerek yemek, meyve ve sebzeleri iyi yıkamak önemlidir. Anne adaylarının kedilerle yakın temasta bulunmamaları önemlidir. Özellikle dışarıda dolaşma alışkanlığı olan ev kedilerinin dışkılarında toksoplazma olma olasılığı çok yükselir ve siz ne kadar temizliğinize önem verseniz de herhangi bir şekilde bu parazit yumurtaları size geçebilir.
--------------------------------------------------------------------------------
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)